Ağzında Bal Olan Ajansın, Kuyruğunda İğnesi Olan Müşterisi Vardır!

330

Hepimiz iş hayatında farklı umut ve beklentilere sahibiz. Kimimiz mevki yükseltmekle, kimimiz daha çok para kazanmakla, kimimizin de daha popüler olmakla ilgili dertlerimiz var. Peki tüm bunları yaparken ne kadar verdiğimiz sözleri tutuyoruz? Evet kabul gören bir anayasa yok ama bence karşılıklı tutumların en iyi sonucunu WOM (word of mouth) gösteriyor. Yani sizin ve kurumunuz hakkında oluşan algı sizin de geleceğinizi belirliyor.

Para Biriktirmekten Daha Değerli Olan İnsan Biriktirmektir!

Günümüz dünyasında reklam veren yani müşteri ile ajans arasında ki ilişki sürecinde yaşanan bazı problemler kısa vadede önemsenmezken, uzun vadede sıkıntılara neden olabiliyor. Hangi meslekte olursa olsun maddesel kazançlardan daha önemlisi itibar yönetiminizi doğru yapmaktır. Peki müşteri ile ajans arasındaki ilişki nasıl doğru kurulabilir? Bu konuda geçtiğimiz yıl dünyanın en saygın reklamcılık meslek oluşumlarından olan IPA, başlattığı ADAPT programında ajans ile müşteri ilişkilerinde karşılıklı on altın kuralı belirledi. (Konuyla ilgili detaylı bilgiye linkten ulaşabilirsiniz.)
http://www.radikal.com.tr/yazarlar/gurul_ogut/her_musteri_layik_oldugu_reklam_ajansini_bulur-1149825
İletişim dünyasında çalışan biri olarak benim bu zamana kadar gördüğüm ve uzun vadede başarısızlıkla sonuçlanan birkaç problemi paylaşmak isterim.

Tüm ajanslar benim kölemdir! Ne yazık ki hizmet alan olan taraf olmanız sizin vazgeçilmez olduğunuzu göstermez. Ayrıca artık sizden daha çok bilgiye sahip özgüven abidesi Y kuşağı ile mücadele etmeniz gerekiyor. Sizin yaptığınız projelerde yaratıcı ajanslarınızın emeği göz ardı edilemez. Evet ticari güç sizde ama projelerin başarısını belirleyen faktör ajans performansında.

Ajansları sürekli brief verip, çalıştıran ve bir türlü gerçekleşemeyen projeler yığını… Bütçe ayırmadığı ve gerçekleşmeyeceğini başından beri bildiği halde ajanslara hazırlatılan yığınla projeler ve sunumlar… Altında yatan iki neden var. Birincisi para ödüyorum yapmak zorundalar, ikincisi bakın ben ajansı ne güzel yönetiyorum. Üzgünüm ama zaman kaybından başka bir sonuç çıkmıyor.

Müşteriyi kapana kadar harikalar yarat sonra erken emeklilik… Maalesef ajanslar müşteri ile anlaşma hazırlayana kadar harika sunumlar yapıyorlar, vaatler ise havada uçuyor ve birçok inhouse çalışan iletişimcinin dört beş katı danışmanlık ücretlerini havada kapılıyor. Sonra ne mi oluyor? Tek müşterimiz siz değilsinizden, hala oryantasyon aşamasındayız ama…ya kadar giden bahaneler ve iki günde yapılabilecek işler iki haftada bitirilemiyor.

Briefe gerek yok ne istediğimi gözlerimden anla… İşte başka kör düğüm noktalardan biri müşteri kafasındaki ya da planladığı projesi ile ilgili çok az ve yetersiz bilgi verir. Rakam, veri, iyi görsel, müşteri analizi, amaç, hedef… bunları anlatmayı bir kenara bırakın, bir de ajanslarından bu kadar sığ bilgi ile harikalar yaratmalarını isterler. Sonra fesih edilen sözleşmeler ve kaçınılmaz son.

Aslında bu örnekleri çoğaltabiliriz, ama gerçek şu ki iletişimi profesyonelce yapıp, kendini kişişel olarak gerçekleştirememiş, ajansı egolarını tatmin etme merkezinden samimi bir iş ortağına dönüştürmedikçe, ajanslarda müşteri çantada keklik anlayışından vazgeçmediği sürece başarılı iletişim kurulamıyor. Bu sebeple sürekli ajans değiştiren müşteride, sürekli çalışan değiştiren ajansta kötü repütasyonlarını temizleyemiyor. Başarılı projeler yapan markalara baktığımızda müşteri ajansını bir iş ortağı gibi görüyor ve her hatasında sizi değiştiririm ile tehdit etmiyor. Ajanslarda uzun yıllar içlerinden biri gibi çalıştığı müşterilerine daha özverili çalışıyor ve ödülleri havaya kaldırabiliyor.

 

HABERİN DEVAMI İÇİN TIKLAYIN