Feminizm Nedir? Ne Değildir?

682

FEMİNİZMİN TARİHSEL GELİŞİMİ

Modern anlamda bir felsefe ve bir hareket olarak feminizmin kökeni Aydınlanma dönemine götürülmektedir. İngiliz ve Fransız Devrimlerindeki kökleriyle ise feminist yaklaşımın ilk hareketi Mary Wollstonecraft’ın A Vindication of the Rights of Woman (Kadın Haklarının Korunması) adlı eseriyle başlamıştır. John Stuart Mill ve Harriet Taylor Mill’in The Subjection of Women (Kadınların Köleleştirilmesi) adlı eseri ise bu ilk dalganın ürünü olarak hareketi sürdürmüştür. Bu iki eserde kadının biyolojik açıdan düşük statüde bulunduğu algısı tartışılmış; öncelikli olarak eşitlik ve eğitimi geliştirme yolları bulmak hedeflenmiştir.  Feminizmin ikinci dalgası 1960’larda ortaya çıkmışken, üçüncü dalgaya post-modern toplumda ulaşılacağı ileri sürülmektedir.

Radikalizmin kapıda olduğu 1960lı yıllarda, ikinci dalga feministler de devletin desteklediği hatta bizzat uyguladığı kapitalizmin adaletsizliğine, devletçiliğine meydan okuyan, aynı zamanda erkek merkezci ve cinsiyetçi yaklaşımına karşı çıkan Yeni Sol’a ve emperyalizm karşıtı benzer hareketlere katılarak varlık gösterdiler.

Çağdaş feminizm, 1960’lardaki sivil haklar hareketlerinden de etkilenerek sağlık hizmetleri, aile yaşamı ve kadın-erkek ilişkilerine yönelik itirazlarda bulunmuş; ücret ve terfi konusunda cinsiyet ayırımcılığıyla karşı karşıya kalan profesyonel kadınların hareketlerine kadar yaygınlaşmıştır. Çeşitli dallara ayrılarak, çeşitli gruplar bünyesinde ya da çeşitli isimler altında varlığını sürdürmeye devam etmiştir. 21. yüzyılda da ırk, sınıf ve cinsiyet konuları önemini korumakta ve kadın haklarının elde edilmesi yönünde mücadele sürmektedir.

FEMİNİST SOSYOLOJİNİN TEMEL FİKİRLERİ

Feminist yaklaşımın, toplumda özellikle erkeklere güç kazandıran yöneticilik, danışmanlık, ekip liderliği gibi konumlar içinde kadınların alt düzeyde temsil edildikleri ve bu güç eksikliğinin aile yaşantılarına yansıdığı gibi bir çok önemli fikrinde çatışma teorisinin büyük etkisi görülmektedir. Feministler işyerinde cinsel tacize, işe alma ve terfide cinsiyet ayırımcılığının yaygınlığına, kadın ve erkek arasındaki ücret farklılıklarına, aile üyelerinin davranışlarını kontrol etme aracı olarak şiddete ve kadın yoksulluğu fenomenine yol açan evlilik dışı doğumlar ve artan boşanma olaylarına sosyal sorunlar olarak dikkat çekmişler ve çözüm aramışladır. Feminist yaklaşım, iki temel teori ile sosyal düzeni ve sosyal sorunları açıklamaya çalışmıştır: Toplumsal Cinsiyet ve Patriarki.

 Toplumsal Cinsiyet

 Cinsiyet, toplum hayatında belli bir davranış çeşidini ifade etmekle beraber feministlerin odak noktası bunun doğuştan ve doğal mı yoksa erkeklerce egemenlik kurmak amacıyla üretilmiş içi boş bir kavram mı olduğunu anlamak ve belirlemektir. Erkeklerin doğaları gereği baskın cinsiyet olarak toplumu -ve kadınları- yönetme hakkına sahip olup olmadığı tartışması; daha açık bir deyimle cinsiyet adı verilen toplumsal davranışın ve farklılıkların biyolojik sebeplerden dolayı mı yoksa toplumun oluşturduğu değerlerden oluşan kültürel yollarla mı ortaya çıktığı sorunsalı doğacı ve gelişmeci olmak üzere iki temel iddia ortaya çıkarmıştır. Doğacı tez, bu iki cinsiyet arasındaki sosyal farklılıkları biyolojik ve doğuştan gelen farkların sonucu olduğunu kabul ederken gelişmeci tez kadın ve erkeğin rollerinin kültürel olarak belirlendiği ve toplumsal çevrenin yansıması olduğu fikrine dayanır. Bu fikri zeka testlerinden çıkan sonuçlar ve toplumsal gözlemler sonucu edindikleri izlenimlerle desteklerler.

Ataerkillik (Patriarki)

Kelime anlamı olarak aile reisinin baba ya da erkek figür olduğu toplum yapısını ifade ederken feminist terminolojide erkek-egemen toplumlarda kadınları baskı altında tutan ve güçsüzleştiren toplumsal ve siyasal yapılar, kültürel kurumları ifade etmek için kullanılmaktadır. Feminist yazarlara göre ataerkillik, erkek ürünü bir yapılaşma çeşidi olmakla beraber kadınları yönetmek ve engellemek için kullandıkları fiziksel ve ideolojik bir güçtür. Feminist hareket içinde ataerkilliği tanımlama ve çözümleme amacıyla da farklı görüşler ve teoriler ortaya atılmıştır. Bu teorileri inceleyelim:

Geleneksel ve Liberal Feminizm: Erkek egemenliğin temel kaynağı olarak aileyi, babanın evi yönetme, kuralları koyma ve gerektiğini düşündüğünde cezalandırma hakkını işaret eder.

Marksist Feminizm: Ataerkilliği kapitalist üretim tarzının ve özel mülkiyetin ortaya çıkardığı sömürü ve baskının ileri bir biçimi olduğu fikrini savunur. Friedrich Engels’e göre, tekeşli evlilik erkeği ve kadını evlilik bağıyla birleştirmek için değil, özel mülkiyeti korumak amacıyla geliştirilmiş bir toplum normudur.

Radikal ve Devrimci Feminizm: Bu yaklaşımın temelinde Marksist feminizmin ataerkilliğin temelinde ekonomik gücün yattığı iddiasına duyulan rahatsızlık yatar. Bu görüşe göre sosyal tabakalaşmadan önce erkek egemen baskı biçimi meydana gelmişti. 

PEKİ YA FEMİNİZM NE DEMEK ?

Feminizm, kadınların haklarını tanıyarak bu hakların korunması amacıyla eşitsizliklerin ortadan kaldırılması için bir mücadeledir. Kadın hareketi doğrudan kadınları ilgilendiren ve dolaylı olarak kültürümüzü ilgilendiren konularda bilinç uyandırır. Feminizmin temel objektifleri eğitim, iş, çocuk bakımı gibi konularda eşit haklara sahip olmaktan, yasal kürtaj hakkından, kadın sağlığı konusunda ilerlemelere, tacizin ve tecavüzün engellenmesinden lezbiyen haklarına kadar uzanır. Kadınların hakları ve ilgi alanlarını konu alan heterojen konseptin belirleyicisi kadındır. Kadın ve erkek arasındaki toplumsal eşitsizliğin süregelmesi, feminizmin amacının kadının toplumdaki yerinin iyileştirilmesinin ve toplumda gerçek bir eşitlik durumunun sağlanmasına neden olmuştur. “Feminizm” kavramı altında sayısız hareket özetlenmiştir.(Kelimenin kökeni Latince “femina” ve onun Fransızca türevi olan “Feminizme”den gelir.)

ÇEŞİTLİ FORMLARA BÜRÜNEN FEMİNİZM

Feminist teori içindeki cinsiyet, cinsiyet farklılıkları, cinsellik gibi terimler ve kadıngibi holistik terimler tartışma konusu olmuş hatta bazı feministler feminizmin herkesin kendisini %100 feminist olarak tanımladığı bir ideoloji olmadığını ileri sürmüşlerdir. Bu sebeple feminizmin alt türleri oluşmuştur. İlk dönem feministleri genellikle ilk-dalga feministleri 1960 sonrasındaki feministler ikinci-dalga feministleri olarak isimlendirilmiştir. Bazıları yeni kuşak feministleri üçüncü-dalga feminizmi içinde görmektedir.

Farklı tür feminizmlerden bazıları:

  • Eşitlikçi formlar:
    • Eşitlikçi feminizm – Önde gelen feminist liderleri de içeren çoğunluk bunun feminizmin gerçek bir formu olmadığını öne sürmektedir.
    • Bireyci feminizm – (liberteryen feminizm olarak da bilinir) Yukarıdakiyle aynıdır.
    • Liberal feminizm
  • Kadın merkezli (gynocentric) formlar:
    • Kültürel feminizm
    • Cinsiyet feminizmi
    • Pop feminizm
    • Radikal feminizm
  • Baskının ataerkillikten kaynaklandığını kabul edenler:
    • Anarko-feminizm
    • Radikal feminizm
    • Fransız feminizm
    • Seks radikal feminizm
  • Baskının kapitalizmden kaynaklandığını kabul edenler:
    • Marksist feminizm
    • Sosyalist feminizm
  • Ayırımcı (segregationalist):
    • Lezbiyen feminizm (lezbiyen ayrıkçılığı/lesbian separatism) )
    • Ayrılıkçı feminizm/seperatist feminizm
  • Afrikan-Amerikan
    • Siyah feminizm / Black Feminism
    • Kadıncılık/Womanism
  • Batı-Dışı :
    • Üçüncü Dünya feminizm
    • Sömürge sonrası feminizm

 

FEMİNİST KURULUŞLAR

National Organization for Women (NOW) (Ulusal Kadın Örgütü)

National Organization for Women (NOW) (Ulusal Kadın Örgütü) en büyük İngiliz-Amerikan feminist örgütüdür.

Amerikan Ulusal Kadın Oy Hakkı Derneği (NAWSA)

National American Woman Suffrage Association (Amerikan Ulusal Kadın Oy Hakkı Derneği – NAWSA) kadın hakları için çalışan Amerikan kadın derneklerinden birisidir. Elizabeth Cady Stanton ve Susan B. Anthony tarafından 1890 Mayıs ayında kurulmuştur. NAWSA, 1869 yılında kurulmuş olan National Woman Suffrage Association (Kadınların Oy Hakkı Ulusal Derneği – NWSA) ve American Woman Suffrage Association’ın (Amerikan Kadın Oy Hakkı Derneği – AWSA) birleşmesiyle ortaya çıkmıştır.