Harvard’a Değil Tecrübeye Bakıyorum

12815

Coca Cola İçecek İK Direktörü Rengin Onay, “Harvard’dan, Stanford’dan CV’ler geliyor, okuduğu okulların albenisine o kadar kapılıyorlar ki gençler, ‘beni zaten herkes alır’ diye düşünüyorlar, onlar eskidendi. Ben şimdi not ortalamasına bakmıyorum, kulüplerde görev almış mı, iş tecrübesi için elinden geleni yapmış mı diye bakıyorum” diyor.

En çok çalışılmak istenen kurumlardan birisiniz, yılda kaç başvuru geliyor size?

Sadece Türkiye’den 250 bin başvuru geliyor. Eğlenceli bir marka, pazarlama dediğinizde akla her zaman Coca Cola geliyor. Pazarlamayı öğrenmek istiyorsan Coco-Cola’dan geçmen lazım. Ben de Shell’de çalışırken bir daha hangi şirket diye sorsalar Coca Cola ve GE derdim.

CV geldiğinde neye bakıyorsunuz?

Ben direkt deneyime bakıyorum. Bir sürü genç arkadaşla birlikteyiz. ‘Master mı yapalım’ diye soruyorlar, ‘hayır yapmayın’ diyorum. Master veya hangi okuldan mezun olduğu artık bizim için önemli değil. Eskisi gibi 5 tane üniversite yok, ben önce deneyime bakıyorum, daha sonra enerjisine, gelmeden önce araştırma yapıp yapmadığına, niye bizimle çalışmak istediği konusunda iyi örnekler verebiliyor mu diye bakıyorum. Bazen Harvard’dan, Stanford’dan CV’ler de geliyor, konuştuğunuzda fark ediyorsunuz ki, o kadar çok okumaya odaklanmış ve okuduğu okulun albenisine o kadar kapılmış ki ‘beni zaten herkes alır’ diye düşünüyor gençler, artık onlar çok eskidendi. Ben şimdi not ortalamasına bakmıyorum, kulüplerde görev almış mı, sosyal olmuş mu, iş tecrübesi için elinden geleni yapmış mı ben onlara bakıyorum.

Yurtdışına transfer deyince akla gelen ilk isim Muhtar Kent. Bunun yeni mezunlar üzerinde nasıl bir etkisi var?

Evet herkesin ilgisini çekiyor, geçenlerde genç bir arkadaş geldi yurtdışı alternatifleri sordu, o cezbedici bir şey. Hem şişelemede çalışmak hem Company’de çalışmak bütünsel bir liderlik getiriyor. Muhtar Bey onlardan biri. Ahmet Bozer de (şu anda The Coca Cola Company Başkan Yardımcısı) aynı şekilde buranın CEO’suydu, buradan Company’e, oradan Atlanta’ya geçti.

Bizim operasyonlarımız lider yetiştirmek için çok ideal operasyonlar. Pakistan hariç, 9 ülkenin genel müdürleri Türk. Bu ülkeler arasında gelişmiş ülkede var, gelişmekte olanı da var, iyi bir ekonomisi olan da var, savaş halinde olan da var, tüm buralarda değişimi yönetebilmek, zorluklarla başa çıkabilmek, iyi liderlik kasları oluşturuyor. Liderlik becerileri geliştirmek bizim için çok önemli.

Nasıl lider yetiştiriyorsunuz?

Bir sürü assessment (değerlendirme) yapıyoruz. Genel müdür ataması yapılmadan önce muhakkak potansiyel olarak belirlediğimiz yetenekleri masaya yatırıyoruz. Tüm anahtar rollerde kimler var, onları kimler yedekleyecek, onların planını yapıyoruz. Ortaya genel müdür adaylarımız çıkıyor.

Kaç aday var şu anda?

Şu anda hazır 5 kişi var.

Yeni bir ülkeye genel müdür gidecekse nasıl bir eğitimden geçiyor?

Önce bir oryantasyon eğitimi veriyoruz, 6 ay boyunca takip ediyoruz. Her ülke farklı ama bizim liderlerimiz aynı bakış açısında olsun ki Kırgızistan’da da, Pakistan’da aynı liderlik kültürü oluşsun istiyoruz. Onun için bir liderlik programı geliştirdik kendimize. Adını da “I lead 2020” koyduk.

Nedir ortak özellikleri Coca-Cola liderlerinin?

Vizyoner, insan odaklı, esnek ve hızlı, değişimi yönetecek, kültürel olarak adapte olacak, pozitif olacak, takım oyuncusu olacak, çeşitliliği kucaklayacak… ona göre modülleri belirliyoruz. 320 tepe yöneticimiz girdi bu eğitime.

2016’da kaç kişiyi işe almayı planlıyorsunuz?

Her yıl ortalama 200 beyaz yaka çalışan alımı yapıyoruz. Daha çok orta kademeden girişler oluyor. İnce eleyip sık dokuyoruz. Benim ekibimde çalışacak birisi bana gelene kadar birçok görüşme yapıyor, en son 5 yönetici ile daha görüşüyor.

BİRAZ SABIR

Rengin Onay, Marmara Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olduktan sonra Shell’de finansman departmanında junior analist olarak işe başladı. 1 yılın sonunda, tıpkı bugünün gençleri gibi, ‘bana yeterince iş, sorumluluk verilmiyor’ diyerek nasıl görevi bırakmak istediğini anlatıyor: “Bana iş verilmiyor, bir şey olmayacak diye çok üzülüyordum. O nedenle Taksim’in arka sokaklarında, biçimsiz bir ofiste, üstelik Shell’deki maaşımın altına orada çalışmayı kabul ettim. Shell’e istifamı verdim, niye gidiyorsun dediler, ‘beni hiç değerlendirmiyorsunuz’ dedim. Sonra beni CFO çağırdı. Yaptığım işin tüm detaylarını biliyordu, çok şaşırmıştım. O zaman şunu anladım, yaptığın veya yapmadığın iş, bir şekilde görülüyor. ‘Ne yapmak istiyorsun’ diye sordu, o zaman personel dairesinde bir görev boştu, o pozisyonu istediğimi söyledim. ‘Peki’ dediler ve istifamı yırttılar. Hem çok utandım hem çok onore oldum. İnsanın karşısına bir kapı kapanıyor, sonra bambaşka bir fırsat açılıyor. Ben de gençken sabırsızdım ama aslında biraz beklemek gerekiyor” diyor.

Sırada ‘mikro’ kariyer var

Şimdiki neslin kariyere bakışı nasıl farklılaştı?

Kariyer nasıl evrilmiş diye araştırmıştım, benden önceki nesil makro kariyer yapıyormuş, ‘işe gir, emekli ol’, sonra multi (çoklu) kariyer gördük, ben burada çalışırım, canım isterse oraya giderim. Genç jenerasyon iş ve yaşam dengesine çok dikkat ediyor, ne kadar para kazandıklarıyla o kadar uğraşmıyorlar, biz çok uğraştık. Şimdiler deneyimin ve rahat yaşamanın peşinde. Artık Avrupa ve Amerika’da gördüğümüz, Türkiye’de de göreceğimiz, mikro kariyer var. Mikro kariyerden de şunu kast ediyorlar, sabah kalktım, ofise gittim veya evden çalıştım, zaten part time çalışıyorum, öğleden sonra da yoga stüdyosundan ders veriyorum, oradan çıkıyorum mahallenin 6 köpeği var, onları gezdiriyorum. Hem spor yapıyorum hem para kazanıyorum, akşamım bana kalıyor, kafam dinç… böyle kariyerlere doğru gideceğiz.

Kaynak: Hurriyet Kampüs