“Her Şeyimi Alabilirsiniz Ama Müziğimi Asla”

181

Renan Koen, bir piyanist. Aynı zamanda bir araştırmacı… Terezin Kampı’ndaki dört sanatçının, Pavel Haas, Gideon Klein, Zikmund Schul ve Viktor Ullmann’a dair, Türkiye’de gerçekleştirilmiş ilk araştırmayı yapmış. Kendisiyle, kendi yollarının başlangıcını da bulmak için çıktığı bu yolculukta karşılaştıklarını, müziğini, araştırmasını konuştuk.

İhsan Öden: Öncelikle müzik geçmişinizden, bu süreçte size yol gösteren isimlerden biraz bahsedebilir misiniz?

Renan Koen: 8 yaşında flütle başladım. 11 yaşında Ali Darmar ve daha sonra Ayşegül Sarıca ile piyano çalışmalarımla sürdürdüğüm müzik hayatım, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı orta bölümü Nazım Acar Flüt Sınıfı’dan mezun olduktan sonra, 85-86 yıllarında Germaine Mounier ile, 90-91’de, aynı zamanda bir pedagog olan Maria Curcio ve asistanı Mark Swartzentruber’le yaptığım piyano çalışmalarımla devam etti.

İ.Ö.: 95 yılında M.S.Ü. Devlet Konservatuvarı’nın düzenlediği “Chopin Etüt” yarışmasında dördüncülük, aynı yıl “Cemal Reşit Rey” yarışmasında ikincilik kazanmışsınız.

R.K.: Evet… Aynı yıllarda, M.S.Ü. Devlet Konservatuvarı “Judith Uluğ Piyano Sınıfı”ndan da mezun oldum.

 İ.Ö.: Bir başka yönünüz ise müzikterapi… Müzikterapi çalışmalarınızı sürdürürken, kişilerin ses hafızaları ve her kişide oluşmuş bu ses bankasının, kişileri nasıl/hangi yönde etkilediği ilginizi çekmiş ve bunun üzerine, müzikterapi ve besteciliğinizi birleştirerek, kendi müzikterapi yönteminizi geliştirmişsiniz.

MÜZİKTERAPİ BENİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİYDİ

R.K.: Evet, müziğin en büyük misyonunun birleştirmek ve iyileştirmek olduğuna inanıyorum. Bu anlamda müzikterapi benim için çok önemliydi. Psikolog/pedagog ve müzik terapist Lianna Polychroniadou Prinou eşliğinde Avrupa Müzik Terapi Federasyonu’na bağlı “Art et Qualite de Vie – L’art en Prevention Therapie et Pedagogie” programını tamamladım.

İ.Ö.: “La Societe Hellenique du Musicotherapie et Expression Creative“ Federasyonu’nun da Türkiye’deki tek kadın üyesisiniz ve yönteminizin üniversitelerde çektiği ilgi üzerine, Yunanistan, Portekiz ve Avusturya’daki Dünya Müzikterapi Kongreleri’ne davetler almışsınız.

R.K.: Evet.

İ.Ö.: Bir de araştırmacı yönünüz var. Terezin Kampı’ndaki dört bestecinin, Haas, Klein, Schul ve Ullmann’ın hayatlarına dair, kendi yazılarınızda, röportajlarınızda altını önemle çizdiğiniz üzere, Türkiye’de daha önce yapılmış bir araştırma yoktu. İlkler, başlangıçlar önemlidir…

R.K.: Haklısınız. Daha önce bu konuda bir araştırma yapılmamıştı.

İ.Ö.: İlginiz, Terezin’in işgalinden sonra kurulan kampta hapsedilen sanatçıların, yasak da olsa eserler vermeye devam ettiklerini öğrenmenizle başlamış…

R.K.: Evet… Bunu öğrendikten sonra, Terezin’de bulunan vakıftan, kampta yaşamış olan sanatçıların listesini istedim. Sonrasında, sanatçıların, çoğu zaman nota kâğıdına bile yazılmamış eserleri, editörler tarafından ortaya çıkarılma süreçlerinde, azar azar, notalar olarak elime geçtiler. Konuyu araştırdığım süreç içerisinde, önüme birtakım başka hikâyeler de gelmeye başladı.

İ.Ö.: Richard Wagner’in tornunun oğlu Gottfried Wagner de, bu süreç içinde kendisine ulaştığınız ve 13 Nisan 2015’te, Zorlu’da gerçekleşen, basında da yankı bulan projede beraber yer aldığınız, önemli isimlerden birisi.

her-seyimi-alabilirsiniz-ama-muzigimi-asla-umblog

MUHALİF BİR DURUŞU VARDI

R.K.: Evet. 47 doğumlu olan Gottfried Wagner, savaş sonrası dönemin etkilerini yaşamış. Ailesinin geçmişine olan tavrından dolayı muhalif bir duruşu da var. Kendisinden, Wagner ailesi ve Hitler ile ilişkilerine dair pek çok şey öğrenme fırsatım oldu.

İ.Ö.: Size, neden Terezin, neden bu konu diye sorulduğunda, elimdeki küçük kitapçığınıza baktığımda gözüme çarpan yerler var. Müsaade ederseniz, birkaç alıntı yapmak istiyorum. Hem de bu süreçte işbirliği içinde olduğunuz diğer isimleri de anmış oluruz.

R.K.: Tabii ki, buyrun… Çok sevinirim.

İ.Ö.: Niye Holokost eğitimi dendiğinde, 500. Yıl Vakfı adı altında Metin Delevi “‘Gücün’ nasıl kötü amaçla kullanılabileceği konusunda insanları düşünmeye sevk edeceği”ni, “ırkçılık, önyargı ve stereo tiplemenin sonuçları konusunda duyarlılık yaratacağı”nı ve “diğerleştirilmişlerin ezilmesi karşısında sessiz kalmanın tehlikelerini göstermesi açısından önemi”ni vurgularken; projenizden bahsettiğinizde, “çok anlamlı olacağını düşünen” Anadolu Kültür Başkanı Osman Kavala, “araçsallaştırılma riskini taşıyan Holokost anmaları”na karşılık, böylesi, “insanlık durumlarını, trajedileri samimi biçimde irdeleyen sanat eserleri, araçsallaştırmaya mahal bırakmadan, insanı derinlemesine etkileyebiliyor” diyerek sizi destekliyor.

R.K.: Şişli Belediyesi ve Belediye Başkanı Hayri İnönü, Kariyo & Ababay Vakfı, Dr. Erol Hakanoğlu ve konserde, koro eserlerini seslendiren, şef Erdem Nusret Karakaş yönetimindeki Nâzım Hikmet Akademi Korosu da bu süreçte beni destekleyen, isimlerini anmak istediğim kurum ve kişilerdir.

İ.Ö.: Ve “İçlerinde müthiş bir ayakta kalma duygusunu, inancını ve kararlılığını taşıyorlar. Böylesi bir ortamda bu kadar pozitif direnci ayakta tutmak, hepimizin öğrenmesi gereken bir konu diye düşündüm.” diyen siz.

Yolculuğunuzun, yakın zamandaki son duraklarından biri de, Los Angeles’taki “Ziering-Conlon Initiative Recovered Voices” Sempozyumu’ndaki konseriniz… 8-9 Ekim’de gerçekleşen Sempozyum’a uzanan süreç içerisinde, bir isim daha göze çarpıyor… James Conlon…

Bu noktada, sizin için çok önemli olan “pozitif direnç” üzerinde biraz durmak istiyorum. Öncesinden alarak, bu konudan biraz daha etraflıca bahsedebilir misiniz?

R.K.: Tabii ki… Her 4 bestecinin de kampta hayata müzikle tutunmaları, ne olursa olsun eserler vermeye devam etmeleri çok çok etkilemişti beni.

ADETA HİSSEDİYORSUNUZ

Gideon Klein’a ait Piano Sonata PA 9’un 1. Bölümü, canlı, ateşli bir şekilde hızlı anlamına gelen “Allegro con fuoco”da öfke, en belirgin ve süregelen anlatım şeklini oluşturuyor. Yaşadığı isyanı, sürekli değişen akorlarıyla, adeta hissediyorsunuz.

Bunun dışında, 3. Bölüm’de göze çarpan, trenleri temsil eden motifler var.

Mesela Ullmann’ın, eserlerinin belli bölümlerinde, müzikle aktarmak istediklerinin ne olduğunu anlatmak için kullandığı, temel müzik sembolleri var. Piano Sonata No:7’nin 1. Bölümü’nde, ailesinin ve esir düşenlerin duygularını anlatmak için > “aksan” işareti, Naziler’in çeşitli jestleri anlatmak için ^”spiccato” işareti buna örnek.

İ.Ö.: Anladığım kadarıyla, Ullmann’ın Piano Sonata No. 7’si, sizin için apayrı bir deneyim olmuş.

R.K.: Evet.  “Benim için Theresienstadt, hep form üzerine bir eğitimdi” cümlesiyle ne demek istediğinin farkına varmış ve hayran olmuştum. Ullmann, kampta yaşadıklarını, gelecek nesillere, eserleri yoluyla aktarmak istemişti.

Klein’la (ve diğer sanatçılarla), eserlerini bir bütün olarak ortaya koyduklarını, dayanışma içerisinde olduklarını, aynı konuları işlerken kullandıkları aynı notalarda rahatlıkla görebiliyordunuz.

SON ANA KADAR KORUYORLAR

En belirgin örneği, Ullmann’ın eserinin 2. Bölüm’ü olan “Alla Marcia, ben misurato”, Klein’ın Piano Sonatı’nda, askeri düzeni anlattığı, tren seslerinin notalarının da olduğu 3. Bölüm’ün bitişiyle tamamen aynıdır. Konuları ve bitiş notaları ile paralellik gösteren bu iki bölüm, iki bestecinin bu konuda ortak bir karar verdiklerini düşündürüyor.

İ.Ö.: Sanki birinin hikayesini bıraktığı yerden, diğeri devam ediyor gibi. Bir hikâyenin farklı parçalarını, duygularını yansıttıkları notalarla birleştiriyorlar.

R.K.: Ve pozitif dirençleriyle, bu üretkenliklerini ve sağlıklarını, ki bunlar benim çok dikkat ettiğim noktalar olmuşlardı, son ana kadar koruyorlar.

İ.Ö.: Albümünüzde, bestecilerin hayatlarına ve eserlerine geniş yer verdiniz. Hem bu yüzden, hem de bestecilerin eserlerini Türkiye’de ilk defa seslendirmiş olmanızdan dolayı da davet edildiğiniz Los Angeles’ta, notaların hissettirdikleriyle ilgili yaşadığınız, çok ilginç de bir olay var. Onu da anlatabilir misiniz?

R.K.: Bir kez de bu konserde seslendirdiğim, Ullmann’ın “Variationen und füge über ein hebraisches Volklied” bölümüne ait bir hikaye bu…. Aynı eserin orkestrasyonunu yapmış olduğunu sempozyum esnasında öğrendiğim James Conlon’dan dinledim.

Kamptakiler, Naziler anlamasın diye hep Çekçe konuşuyorlarmış. Bölümün ana teması da bir Çek şarkısıymış ve “ben varım, pozitif olarak direniyorum”  cümlesi geçiyormuş içinde.

HER ŞEYİMİ ALABİLİRSİNİZ AMA MÜZİĞİMİ ASLA

Ne hoş bir tesadüf ki, Ullmann’ın notalarının üzerine “Her şeyimi alabilirsiniz ama müziğimi asla! Ben varım ve pozitif olarak direniyorum” diye yazmıştım. Sempozyum esnasında, New York Üniversitesi’nden kıymetli müzikolog Michael Beckerman, başka kimse bulamadığımızdan, sayfaları çevirmek için benimle sahnedeydi. Bu yazılar da notalarımda İngilizce yazıyordu, başka bir sebepten dolayı.

O anda, yanımda müthiş bir heyecan dalgası hissetmiştim.

İ.Ö.: Kelimeye dökülemeyenleri, Ullmann’ın notaları kampın dışına çıkarabilmiş.

R.K.:  James Conlon, bir konserinden sonra, yanına bir bayanın yanaştığını da anlattı. Annesi kamplardan kurtulmuş olan hanımefendi, melodinin ne kadar tanıdık geldiğini söylemiş Conlon’a, “Küçükken annem, hep bu melodiyi mırıldanırdı. Yanılıyor olabilir miyim?” Yanılmadığını söyleyen Conlon’a daha sonra, aklında kalan şekliyle, notayı ve sözlerini yazarak göndermiş.

Conlon, sözlerin yazılı olduğu kâğıdı aynı gün bana hediye etti. Sadece notaları dinleyerek hissettiklerimin, daha önce yaşamış insanlar tarafından, zaten aynı sözlerle dile getirilmiş olduğunu gösterdi bana. Melekler Şehri’nden yanımda getirdiğim bu armağan, her baktığımda, en güzel anılarımdan birini ve insanların bir şekilde birbirlerini tamamladıklarına olan inancımı her gün yeniliyor.

 

Röportaj: İhsan Öden