Medeniyet Bu İse Üstü Kalsın

497

Türkiye sınırlarından çıktıktan sonra heyecan sardı baştan aşağı. ”İşte gidiyorum.” dedim. Hani şu medeniyet orada naralarıyla yankı bulan Avrupa‘ya diye. İlk defa yurtdışına çıkmış olmanın verdiği histen ya da yıllardan beridir tüm ülkelerin Avrupa’ya çok ihtiyacı varmış gibi insanlara aksettirilişinden olsa gerek ne ile karşılaşacağımı bilmeden ama çok büyük bir beklentiyle ayak bastım Viyana‘ya.

iremVe sonra farklı bir şehir, farklı insanlar ve farklı hayatlar üçlemesi içinde buldum kendimi. Bu farklılıklar ilk başta o kadar cazip, sempatik ve mükemmeldiki sonra duydukların doğru değil, gerçek bu dercesine bir perde kapandı. Bambaşka bir dünyanın perdesi açıldı. Üçlemenin mükemelliliğinin yerini tarihi yapısıyla muhteşem bir şehir, fakat insanların bakan ama görmeyen gözleri ve sadece koşuşturmayla geçen monoton hayatları aldı. İnkar edilemez gerçeklerde var tabi şehir tarihi dokusu ve mimari yapısıyla kuşatılmayı hak edecek kadar mükemmel, insanlar varolan bütün kurallara uyacak kadar sorumluluk sahibi. Ama gelin görün ki ülkemize bir turist geldiği zaman: ”Come come gel kardeşim çay iç drink drink tea.” diye Türkçeyle karışık İngilizceyle samimi bir dil yaratan Ahmet Amcam ne de turistlerle karşılaştığı zaman sıcacık gülümsemesiyle onları kendi evlerindeymiş gibi hissettiren Ayşe Teyzemden eser var bu medeniyet(!) diyarında. Sanırım medeniyet kavramı Avrupa’da sadece kurallara bağlılıkla bağdaştırılmış. Aralarında hiçbir manevi bağ bulunmayan, tebessüm yerine donuk bakışlarla cevap veren Avrupa İnsanı buram buram Mehmet Akif’in: ”Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.” sözü kokuyor.

Ve medeniyet en büyük düşmanın dahi olsa onu ayaklar altına almayacak kadar kutsal bir değerdir. Viyana’yı gezerken en büyük düşmanlarının Osmanlı olduğunu açık bir şekilde gördüm. Evet iki kere kuşattığımızı biliyordum ama bu kadar derin yaralar bıraktığımızı düşünmemiştim. Yaptıkları at heykelinin altında ezilen Osmanlı Askeri, saraylarında zincire vurulmuş askerlerimizin portreleri bu büyük yaranın en büyük göstergesi. Bizim de düşmanımız oldu. Yağmaladılar, çocuk, kadın demeden öldürdüler. Bizde böyle savaşları kazandık hemde ne mücadelelerle. Sene 1071 Malazgirt Savaşı 200.000 kişilik ordumuzla bir milyon kişilik Bizans ordusuna karşı aldığımız büyük zaferde dahi Bizans askerine hakaret içeren ne bir heykel yaptırdık ne de saraylara portreler. Çünkü biz Şanlı Osmanlı Torunlarıyız.

Onlarınsa yaraları derin ve büyük. Çünkü Atam Fatih Sultan Mehmed Han, onların hain planlarını da, binbir oyun sonucu kurdukları devletide tarihe gömdü. Yaraları derin çünkü Atam Yavuz Sultan Selim, onların Hristiyanlık için on yıllarca uğraşıp beceremedikleri şeyi 10 seneden az bir sürede başardı ve şanlı İslam’ı cihan dini haline getirdi. Yaraları derin çünkü Atam Kanuni Sultan Süleyman her ne kadar şu an oldukları topraklardan çıkaramamış olsada kapılarına kadar dayanıp yüz yıllar boyunca unutamayacakları korkular yaşattı. Dolayısıyla bu eziklik duygularını ancak kendi egolarını tatmin edebilecek o iğrenç şeylerle bastırmaya çalışırlar ki bu bizi zerre kadar ilgilendirmez. Çünkü tarih asla yalan söylemez.

CEVAP VER

2 × three =