Medya ve Özgürlük Forumu

372

Boğaziçi Üniversitesi Öğrenci Temsil Kurulu (ÖTK) ve Üniversite Medya Birliği (ÜMB) tarafından organize edilen “Medya ve Özgürlük Forumu” Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleştirildi.

Türkiye medyasının mevcut durumuyla birlikte basındaki sansür, oto sansür, iktidar-medya-iş dünyası ilişkileri, demokrasi ve özgürlüklerin masaya yatırıldığı forumda, Basın Konseyi eski Başkanı ve İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi, Gazeteci ve Haber Sunucusu Can Ataklı, Gazeteci ve Yazar Kadri Gürsel, Gazeteci ve Yazar Mustafa Alp Dağıstanlı, Gazeteci ve Yazar Rıdvan Akar, Yazar ve Akademisyen Doç.Dr. Koray Çalışkan ve Gazeteci Nurcan Akad yer aldı.

IMG_4168Forum, Boğaziçi Üni. ÖTK Başkanı Çağatay Özdemir, ÜMB Başkanı Atakan Şeniz, Boğaziçi Üni. Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Dr. Yeşim Arat ve Basın Konseyi eski Başkanı ve İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi’nin açılış konuşmasıyla başladı.

“Özgürlük, iktidar baskısıyla sadece hayaldir.”

I.Oturum Geleneksel Medya: Finansman, Kontrol ve Baskı’nın konuşulmasıyla başlarken Oturumun konuşmacılarından Oktay Ekşi, medyanın eskilerden beri alçaklık ve çıkarcılık üzerine kurulu bir sistem olduğunu; Saraydan maaş alan”,Yabancı devletlerden para alan”, “Devlete şantaj yaparak hazineden para koparan”, Arkadaşlarını Saraya jurnalleyen” sözleriyle vurguladı. Bu işin fıtratında hapse girmek, ceza almak olduğunu söyleyen ve gazeteciliğin ilk tarihinden bugüne kadar gelen dönemini çeşitli örneklerle anlatan Ekşi, gazeteciliğin zor şartları ve geçirdiği evreleri “gazeteciler sosyal güvencesi olmayan, az para ve yetersiz beslenmeyle kısalmış ömrünü kötü yaşayan insanlardı.” sözüyle dile getirdi. Ayrıca Ekşi, özgürlük hakkındaki düşüncelerini, “Özgürlük basının değil her insanındır. Gazeteciler bunu kullanması gereken profesyonellerdir.” sözleriyle belirtti.

“Özgürlük, iktidar baskısıyla sadece hayaldir.” sözleriyle özgürlüğün sadece konuşabilmek değil bunu hukuksal olarak da kullanabilmenin gerektiğini dile getiren Can Ataklı, Cumhuriyet dönemi gazeteciliğinden bahsetti. Eskiden beri gazete sahiplerinin kendi fikirleri doğrultusunda gazete çıkardığını söyleyen Ataklı, “önemli olan gazetelerin demokratik hukuka uygun olmasıdır.” dedi.

Ataklı, devletlerde demokrasi, hukuk, insan hak ve özgürlüklerine tahammül sınırının önemli olduğuna ve onun dışında zaten hiç bir ülkenin tam anlamıyla özgür olmadığına vurgu yaptı. Ayrıca eskiden medyanın sermaye açısından bankalar tarafından kurulmasıyla gazetecilik gibi her gördüğünü söyleyen bir meslekle her bildiğini saklayan bankacılık gibi bir mesleğin birleşmesiyle oluşan çelişkilerden bahsetti. Günümüzde iktidarın tüm medyayı fiilen satın aldığını söylerken Türk tarihinin en acı durumunda olduğunu belirtti.

Kadri Gürsel ise Gezi parkını örnek vererek sansür ve özgürlükler hakkında konuştu. “Gazetecilikte özgürlük olmadığı sürece meslek araçsallaşır ve başka amaçlar için kullanılır.” diyen Gürsel, gazeteciliğin devamı için özgürlüğün gerekli olduğunu söyledi. 12 Eylül’den sonra Türkiye medyasının en kötü günlerinin yaşadığını belirtirken sosyal medya sayesinde medyaya insan takviyesinin olduğunu ve bu dönemin geçeceğini sadece medyanın şu anda hırpaladığını dile getirdi. Ayrıca iktidar medyasının ana akım medyası olmaktan çıktığını, ana akım medyasının ülkemizde artık olmadığını ve bunun anormal olduğunu söyledi.

Ülkemizde ciddi şekilde sansür ve oto sansür olduğunu bunu da tapelerde gördüğümüzü söyleyen Gürsel, “Türkiye’de namuslu, profesyonel ve bağımsız bir medyaya ihtiyaç var. Aksi halde hiçbir şey ayakta kalmaz. Dijital ya da geleneksel medya fark etmez” dedi.

“Haber onun bunun söylediği değil, gazetecinin yazdığıdır.”

Oturum2II. Oturum’da TV Programcılığı/Habercilik: Sansür, Otosansür ve Etik konusu tartışıldı.

Hükümet baskısına gelene kadar gazetecilerin de eksik ve yanlış habercilik yaptıklarını söyleyen M. Alp Dağıstanlı konuyu, Soma mühendislerinin verdiği rapor hakkındaki haberin eksikliğiyle örneklendirdi.

Dünyadan ve tarihten örneklerle gazeteciliğin temelinde hikaye anlatmak olduğunu belirten Dağıstanlı,  gazeteciliğin fikir yaymak için yapıldığını ve yüzyıllık gelenekteki en büyük yanlışın, sansürü köşe yazılarında aramak olduğunu söyledi.

Dağıstanlı, “Haber onun bunun söylediği değil, gazetecinin yazdığıdır.” sözleriyle gazetecinin yazdığı haberin önemini belirtirken ancak gazetecilerin haberleri yazmadığı takdirde bir katliam olabileceğini vurguladı. Ayrıca medyanın sürekli bir şeyler üzerine konuşurken kendi sorunlarını tartışmadığını ve gazetecilerin haber yazmayı bilmesi gerektiğini aksi halde yaptığı işi izletip okutamayacağını belirtti.

Rıdvan Akar medyanın saygınlığının ve güvenilirliğinin azaldığını dile getirdiği konuşmasında ise; “AKP hükümeti medyayı manipüle etmek yerine yeniden düzenlemeyi tercih etti. Böylece havuz medyası oluştu.” sözleriyle medyanın durumunu eleştirdi. Medyada çeşitli kısıtlamalar ve önlemlerin kurulduğunu belirten Akar, medyadaki çözümün editöryal özerklik ve sendikalaşmayla gerçekleşeceğini söyledi. Her şeyin unutulduğu toplumumuzda sorumluluğun gazetecide olduğunu söyleyen Akar, “Gazeteci yazmazsa ve haber yapmazsa toplumun balık hafızalı olması kaçınılmazdır.”dedi.

“Dijital ortamda da özgürlük yok.”

Oturum3III. ve son Oturum’da Dijital Medya: Özgürlük, Manipülasyon ve Nefret Söylemi gibi kavramların ülkemizdeki işleyişi konuşuldu.

Koray Çalışkan, “Tarihte dijital medyanın sayesinde son 2 senede bırakılan görsel ve işitsel mirasın insanlık tarihinden kalan mirasın tamamının 2 katıdır.” sözleriyle başladığı konuşmasında insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliğin hikaye anlatmak ve hikaye dinlemek olduğunu belirtti. Ayrıca tarihte 3 tür hikaye yazarı olduğunu söyleyen Çalışkan, yazarları; sanatçılar, gazeteciler, bilim İnsanları olarak sıraladı.

“Konvansiyonel de olsa dijital de olsa medyanın arkasında sermaye olmadan başarılı olamaz.” diyen Çalışkan, “Twitter bir sonraki kuşağın ana medyası olacak. Bizim için hala konvansiyonel medya daha etkilidir.” dedi.

Üretilen ürünün her zaman önemli olduğunu belirten Koray Çalışkan durumu,“mal iyi değilse gazete hiçbir işe yaramaz.” sözleriyle vurguladı.

Türkiye’de ilk tablet gazetesi olan Zete’nin kurucusu Nurcan Akad ise dijital sektörü çıkarlar üzerinden eleştirdi.

Geleneksel medyada, topluma sunulan bir şey çıkarmak yerine reyting ve tiraj üzerinde durulduğunu vurgularken dijital medyada da takipçi ve tıklanma sayısının içerikten daha önemli görüldüğünü söyledi. Ayrıca içeriklerin yayıncı kuruluşa aykırı olamayacağını belirtti.

Nefret söylemine Hrant Dink’in ölümünden sonra dikkat edilmeye başlandığını ancak son dönemlerde tekrar baskın olduğunu dile getiren Akad, çıkarlar ve göz boyama üzerine kurulan medyada manipülasyonun oldukça fazla ve dijital ortamda da özgürlüğün çok fazla olmadığına dikkat çekti.

Haber: Gönül Bayraktar

CEVAP VER

4 × four =