Modanın Anti – Kahramanı: John Galliano

204

Herkesin onun hakkında olumlu ya da olumsuz fikri var. John Galliano kimilerine göre ”Modanın asi çocuğu”, kimilerine göre ”Çılgın”, kimilerine göre de ”Modayla alay eden gerçek bir anarşist”.

Aslında bu tanımların her biri gerçeklik payı taşımıyor değil. Çünkü İngiliz modasının bu anti-kahramanı, high-tech moderniteyle romantizmi aynı potada erittiği sıradışı tasarım diliyle ne denli cesur ve asi olduğunu fazlasıyla kanıtladı. İzleyenleri hayrete sürükleyen ve günlerce adından söz ettiren sansasyonel moda şovlarıyla da çılgınlığını defalarca tescillemiş oldu. Ama hepsinden önemlisi, endüstrinin ticari dengeleriyle alay eden anarşist tasarımlarının önce modanın kibirli başkenti Paris’i fethetmesi, bununla da yetinmeyip Givenchy, Chanel ve Christian Dior gibi, lüks üretim yapan, ama son yıllarda ekonomik anlamda oldukça irtifa kaybeden dünyanın en büyük moda evlerinin de kurtuluş umudu olmasıydı.

john_galliano
Galliano uzun yıllardır beklediği büyük yükselişi belki de en çok Fransız modasının kaymak tabaka markası Christian Dior’un kreatif direktörlüğüne getirilmesiyle yaşadı. Paris’in bu en eski ve en büyük modaevini hem finansal hem de kreatif olarak yeniden yapılandıran tasarımcı, hazırladığı koleksiyonlarla Christian Dior’a yeni bir ruh ve farklı bir müşteri kitlesi kazandırdığını ispat etti. Dior için her sene ayakkabıdan giysiye, parfümden çantaya kadar genişleyen ürün yelpazesinde toplam bir düzine koleksiyon yarattı.

Irkçı söylemleri sebebiyle kendi markası ve Dior’daki işini kaybettikten sonra bir zamanlar moda dünyasındaki başarılarından dolayı kendisine layık görülen legion d’honneur nişanını kaybetti.

Bir süre aradan sonra Oscar de la Renta ile tekrar başlayan tasarım serüveni, şimdilerde Maison Martin Margiela markasının baş tasarım şefi olarak devam ediyor. Söylediklerinden ziyade ürettiği muhteşem eserlerini sevdiğimiz bu çılgın adamın moda dünyasına katkılarından bahsedelim biraz da.

john_galliano

Galliano’nun, sanatı ve ”kendisine benzeyen insanların” varlığını keşfetmesi tasarım eğitimi aldığı Central Saint Martins moda okulunda oldu. 1984 senesinde mezun olurken hazırladığı “Les Incroyables” isimli koleksiyonunda Fransız devriminden ve part-time kostüm tasarımcısı olarak çalıştığı National Theatre’da sergilenen “Danton” isimli tiyatro oyunundan esinlenmişti. Tasarımcı, içi dışına tersyüz edilerek giyilebilen ceketleri, romantik organdi kumaştan yapılmış bluzleri, paramparça edilmiş camlarla ve rengarenk kurdelelerle süslediği bu ilk koleksiyonuyla, moda otoritelerini 1980’lerde henüz çok yabancı oldukları ”dekonstrüksiyon” terimiyle tanıştırmıştı.

john_galliano

Galliano’nun “Les Incroyabels” koleksiyonunun tamamı o yıllarda İngiliz hazır giyim sektörünün önemli isimlerinden Joan Burstein tarafından satın alınıp, ünlü Browns mağazasının vitrininde sergilendi. Bu başarı tasarımcıya 1984 yılında kendi markasını yaratma cesaretini verdi. Romantik temaları yeniden yorumladığı koleksiyonları, enfes işçilikteki kıyafetleri moda eleştirmenlerinden büyük övgü alıyordu. 1987 yılında aldığı “Yılın İngiliz Moda Tasarımcısı” ödülüyle başarısı bir kez daha perçinlenmiş oldu.

Galliano daha sonra bu ödüle üç kez daha layık görülecek, böylece İngiliz modasında bir ilke daha imza atacaktı. Fakat tasarım konusunda aldığı olumlu eleştiriler ve kazandığı başarı ona ticari kazanç getirmedi. 1992 yılında Londra’yı terk edip, moda endüstrisinin en büyük merkezlerinden biri olan Paris’e yerleşmek, çıkış yolu arayan Galliano için yeni bir umut oldu. Vogue dergisinin Amerikan edisyonunun güçlü yayın yönetmeni Anna Wintour, modanın bu dahi çocuğuna kol kanat gerip, Paris’teki ilk moda şovunu gerçekleştirmesi için kendi çevresini seferber etti. Tamamı siyah, toplam 17 kıyafetten oluşan koleksiyon Paris’te tarihi bir başarı kazandı ve John Galliano adı çağın en büyük tasarımcıları arasına yazıldı.

Minimalizmin ve ”grunge” tarzın hakim olduğu dönemin moda trendlerinin dışında hareket eden John Galliano’nun koleksiyonları moda eleştirmenleri tarafından gerçek bir sanat eseri olarak değerlendiriliyordu. Ancak modanın tutucu finansörlerine göre bu sanat eserlerinin hiçbir ticari değeri yoktu. Pek çok sezon, koleksiyonlarını sergileyecek finansmanı bulamayan Galliano, geçen yıllar içinde defalarca kendi adını taşıyan markasının iflasını ilan etmek zorunda kaldı.

Zamanla dekonstrüktivist çizgisini biraz yumuşatan Galliano’nun dehasını anlayan ilk moda patronu, Givenchy ve Louis Vuitton gibi 50 lüks tüketim markasını bünyesinde barındıran LVMH holdinginin yönetim kurulu başkanı Bernard Arnault oldu. Tasarımcı LVMH’nin sponsorluğunda yarattığı koleksiyonunda 1950’lerin dramatik couture çizgisini ve 1930’ların verev kesimli elbiselerini yorumlayarak büyük başarı kazandı. Galliano’nun önce Givenchy’nin, ardından da Christian Dior’un kreatif direktörlüğüne getirilmesi Paris modasındaki İngiliz istilasının ve houte couture’ün yeniden doğuşunun başlangıcı oldu.

john_galliano

Modanın bu neo-romantik çocuğunun fantastik ve teyatral tasarımları, kimileri için paha biçilemez değerde sanat eserleri, kimileri içinse birer moda ütopyaları. Ancak herkesin hemfikir olduğu tek bir gerçek var ki; bir zamanlar koleksiyonlarına -ticari bir değeri olmadığını öne sürerek- burun kıvıran moda devleri hantal ve tutucu yapılarıyla yeni ekonomik dünya düzeninde sürüklendikleri çöküşün eşiğinden onun sihirli parmakları sayesinde kurtulup, yeniden yükselişe geçtiler. Bu ironik zafer, John Galliano’yu anarşist tasarımlarıyla yüzeysel ticarî dengelerini alt üst ettiği moda endüstrisinin kurallarını yeniden yazan bir anti-kahraman yapıyor.

5-14