Oben Budak Röportajı

601

Kariyerine, bugüne dek; vokalistlik, genel yayın yönetmenliği, VJ’lik, köşe yazarlığı gibi pek çok farklı mesleği sığdıran Oben Budak’a enerjisinin ve yeteneklerinin sırlarını sorduk.

oben-budak-universite-modasi-roportaji

Biz sizi on parmağınızda on marifet biri olarak biliyoruz. Peki siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Hobilerinden para kazanmayı becerebilen şanslı biri olarak görüyorum. Eğlence hayatını çok seviyorum, yeni insanlarla tanışmak, yeni mekanlar keşfedip yepyeni tatları hayatıma katmaktan çok hoşlanıyorum mesela. Gazete köşemde bu yaşadıklarımı yansıtabiliyorum. Düzenlediğim partilerde DJ’lik yaparak insanlarla bir arada eğlenmenin tadını çıkarıyorum. Roman yazmak ise tam bir meditasyon şekli benim için.

Vokalistlikten VJ ve DJ’liğe kadar birçok iş yaptınız. Şimdi ise köşe yazılarınız ve kitaplarınız var. Aynı zamanda moda hakkında da yazıyorsunuz. Hangisini yaparken daha çok keyif aldınız?

Konu keyif almak olunca işlerimi ayıramıyorum. Evinizde aylar boyunca yazdığınız kelimelerin bir roman şeklinde insanların evine ulaşması ve onlardan aldığınız övgünün keyfi hiçbir şeyde yok. Ama eğlenmeyi seven biri olarak DJ kimliğim Discoben’in parmağı olan her event’te ayrı eğleniyorum.

Adam In Town’un nasıl doğduğunu daha önce sevgili Alexander Kokoskeriya ile yaptığımız röportajda (buradan okuyabilirsiniz) öğrenmiştik. Ama bir de sizden dinleyelim.

Açıkçası Adam in Town’ı yapmaya başlamak, diğer erkek dergilerine verdiğimiz işlerden fena halde sıkılmamızla başladı. Dergilerin standartları bizimkilerle baş edemeyince kendi dergimizi kuralım bari diyerek birkaç blogger arkadaşımızın da yardımını alıp bu eğlenceli yola çıktık. İyi ki başlamışız, şimdi ikinci senemiz bitti ve erkek tasarımları için bir şeyler yapıyor olmak bile insanı sevindiriyor.

oben-budak

 Moda sizin için ne ifade ediyor?

Gün geçtikçe moda benim  için sadece bir sektör haline gelmeye başladı. Her yıl birbiriyle yarışan ürünler piyasaya sürülüyor ve en çok tercih edilenler kazanmış oluyor. Ben moda ile kafayı yormaktan biraz uzaklaştırdım kendimi. Tasarımcıların ve moda sektörünü ayakta tutan fotoğrafçı, stil editörü gibi kişilerin sayısı o kadar gereksiz bir şekilde çoğalmaya başladı ki, bir önemi kalmadı galiba artık. Eskiden albüm yapmak büyük olaydı, şimdi herkesin bir single’ı var mesela, heyecansız.

 Stilinizi nasıl tanımlıyorsunuz? Gardırobunuzun demirbaşlarını öğrenebilir miyiz?

Eskiden trend neymiş hemen kullanmalıyım diye bakınıyordum ama artık tamamen rahatlık ön planda. Bıraksanız her gün eşofman altı giyeceğim neredeyse. Japon modacılar sağolsun, harika bir rahatlık aşıladılar bütün dünyaya. Stil olmak için ille de üzerinize cuk oturan ama bir süre sonra fenalık geçirten parçalar giymek zorunda değilsiniz. Gardırobumun demirbaşları da dolayısıyla bu eşofman altları ve geniş yakalı tişörtler.

Şehirli erkeğin stili tamamlayan en önemli parça/parçalar nedir?

Bunu genel anlamda söylemek zor, bir fotoğrafçıysanız tarzınızı örme hırkalar tamamlar ama reklam sektörüne geçerseniz bir ceketiniz mutlaka olmalı. Aslına bakarsanız her erkeğin bir ceketi olmalı. Ceket o kadar gündelik hayata girdi ki, sadece düğünlerde giyilen bir obje olmanın çok uzağında artık. Şimdi 15 yaşındaki yeğenlerimin bile ceketleri var.

Sokaklar trend ama korkunç giyimli insanlarla doluyor, taşıyor.

Türkiye’deki moda algısı sizce nasıl?

Türkiye’de moda algısı ikiye ayrılıyor. Birincisi yabancı dergilerde gördüklerini kendilerine uygulamaya çalışanlar. Diğer grup da çoğunluğu futbolcu olan tarz adamlardan trendi kovalayanlar. İki grup da aldıkları metaryelin kendilerine uyup uymayacağını değil de sadece trend olmasına önem veriyorlar. Sırf bu yüzden sokaklar trend ama korkunç giyimli insanla doluyor taşıyor. Bir şeyi sırf trend diye giyemezsiniz, ilk önce size yakışıp yakışmadığını ölçmeniz lazım.

Türk modasını uluslararası düzeyde nerede görüyorsunuz? Türk kimliğini yurtdışında tanıtacak en önemli sektörlerden biri olabilir mi?

Aslında olabilir ama Türk tasarımcıları bir konuda yanlış yapıyor ve dünyaca ünlü tasarımcılarla boy ölçüşen fiyatlarda tasarımlarını piyasaya sürüyor. Tabii ki bizim tasarımcıların onlardan kalır yanı olmamalı ama direkt bir hesaplamaya gittiğinizde Ahmet’e bu kadar para ödeyene kadar iki lira daha verir John’dan alırım diyorsunuz. Bu son normal bir şey aslında. Sezen Aksu bizim canımızdır ama Madonna’nın biletleri her zaman daha pahalıdır. Bu konunun çözülmesi gerekiyor.

Moda sektörünün eleştirdiğiniz yanları var mı?

Türkiye’de “koleksiyon” namına bir şey bilinmiyor gibi. Defilelerde bir bütünlük göremiyoruz çoğunlukla. Çoğunun aklı arışık, akıllarına ne gelirse onu yapıyorlar, bir mantığı yok gibi.

Yazı yazmaya ne zaman başladınız?

Mektup yazarak başladım. Sayfalarca yazıya döktüğüm aşk mektuplarım vardı öncelerde. Sonra çok uzun süren bir ayrılığın ardından sevgilime göndermediğim mektuplar yazmaya başladım. Bir vakit geçip okuyunca o sinir haliyle kurduğum cümleler bana fena halde komik geldi. Sonra bu yazdıklarım tadında ayrılık acısı çeken bir karakter yaratıp bunu kitaba dökmeye karar verdim ve ilk kitabım Falan Filan ortaya çıktı.

 Size yazarken, yaratma sürecinde ne ilham verir?

Köşe yazılarımı soruyorsanız tabii ki ne kadar dolanırsanız o kadar fazla şeyle etkileşim yaşayıp daha geniş spektrumlu şeyler üretebiliyorsunuz. Ama kitaplarımı yazarken yanlızlıktan ilham alıyorum. Kafamı sürekli kitabımdaki olaylara bırakıp çok kişiyle kontakt kurmadan dönemi geçiriyorum.

Yeni projeleriniz var mı? 2015’te sürpriz çalışmalarınız olacak mı?

Yeni kitabım bitti. İçindeki çizimlerim de bitince piyasaya süreceğiz. Falan Filan’ın üçüncü ve son bölümünü yazıyorum. Bu sefer konu kocasını başka erkeklere kaptıran kadınlarla alakalı. Çevremde bunun örneği o kadar çok ki.

 

Üniversite ve moda birbirine çok yakışıyor. Bir kere o saçma formaları üzerimizden atıp, özgürce giyinebildiğimiz ilk mekanlar üniversite.

 Üniversite ve moda terimlerini birbirine yakıştırıyor musunuz?

Üniversite kelimesinin yanına her şey yakıştırılabilir. Çünkü ergenlikten henüz çıkmış tazecik beyinler o dönemde şekilleniyor. Bu da bilgi ve tecrübe açlığından doğan bir üretim ve beslenme sürecini doğuruyor. Üniversite ve moda birbirine çok yakışıyor. Bir kere o saçma formaları üzerimizden atıp, özgürce giyinebildiğimiz ilk mekanlar üniversite.

Üniversite ve kampüs hayatı yaratıcılık sürecinde ilham kaynağı olabilir mi?

Doğru arkadaşlar seçilirse bence her şey olur. Üniversiteyi sosyalleşme amaçlı kullanan arkadaşlara takılırsanız üniversite elinizden gelir geçer. Bu dönemin ileride işinize yarayacak üretim sürecinin bir parçası olduğunu unutmamakta fayda var. Hayatın partileri bitmiyor zaten.

Üniversite öğrencilerine iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Ne kadar sıkıcı dönemler geçirseniz de bu dönemin hayatınızdaki yerini önemseyip üniversitedeki günlerinizi lütfen harcamayın. Bu demek değil ki kütüphaneden çıkmadan sürekli bir şeyler araştırın. Ama mümkün lduğu kadar sosyal olup, konu ile ilgili çevreleri de edinmeyi ihmal etmeyin. Çünkü ileride kazanacağınız başarıların önemli bir kısmı da çevreden geçiyor.