Reklamlarda Türkçe Kullanmak Deveye Hendek Atlatmaktan Zor Mu?

297

Hepimiz reklamlarda kullanılan Türkçe ve reklam metinlerinin içerikleri üzerine her zaman tartışma yaşamışızdır. Gerek bir seyirci olarak gerekse profesyonel olarak bence bir reklamın en önemli damarı kullandığı dilidir.

Bazen hiçbir kelime etmeden harika mesajlar verebildiğiniz gibi bazen de bir dolu laf salatası üretip konuyu açıklayamadığınız olur. Ya da bazen bir laf edersiniz bütün bir yapım ve masraf çuvalını berbat edersiniz. Buna benzer de çok örnek mevcut. Reklam dili konuya olan hâkimiyet vermek istediği mesaj ve yaratacağı algı açısından çok dikkatlice hazırlanmalı ve bu dili ifade eden kelimeler de gerçekten işinin ehli editörlerin elinden çıkmalı.

Örneklerle ne demek istediğimizi görmeye çalışalım bu arada konuyu da derinlemesine incelemeye başlamış olalım. Önce iyi örnek mi kötü örnek mi?

Kötüden başlayalım;

Hepimiz Filli Boya’nın son reklam filmlerini seyretmişizdir. “Hayattan rengi alın geri neyi kalır ki?” Ooo… Hem de slogan cümlede inanılmaz bir hata var. Hem anlam açısından hem de cümle kuruluşu açısından yanlışlık çok bariz. Doğru cümle versiyonları neler olabilir? “Hayattan rengi alın geriyene ( veya neyi ) kalır ki?” ya da “Hayattan rengi alın geridenesi kalır ki?” Ama bu durumda Fahir Atakoğlu Bey istediği besteye güfteyi yerleştirememiş olur. Bu durumda önce bestenin yapıldığı ve üzerine güfte yerleştirildiği sonucu da çıkabilir. Fahir Bey veya bu reklamın yapım aşamasındaki başka bir arkadaşımızın, “ağız” kullanımından gelen bir cümle yapısını önerdiğini de düşünebiliriz.

Ama bu durumda bu cümlenin Türkçe’nin hiçbir bölgesel “ağız” yapısıyla açıklanamayacağını da yaptığım araştırmada gördüm. Böyle bir cümle Ankara dolayından olsa “kalır” kelimesini “galır” yapar. Ege’de “ne galırbakeem?” yapar. Karadeniz’de “geriye” “ceriye” olur. Bunun gibi örnekler çok… Bu durumda yapımcılarımız demek ki bir ağız yapmamışlar. Hatta Fahir Bey piyanoda ve Tarkan da sahnede o kostümlerle eseri dile getirirken, ağız yapılması da hiç hoş görünmezdi. Ayrıca bu tarz bir hata reklamın mesajından çok dikkatleri reklamın Starına çeviriyor ve seyredenleri reklamdan koparıyor. Artık seyredenler sadece Starı, onun müziğini ve sesini algılamaya odaklanıyorlar.

Filli Boya ve mesajı puf dedi gitti. Cümle bozukluğu sloganı anlamsızlaştırdığı gibi dikkatlerin farklı odaklara çekilmesine sebep oldu. Halbuki mesaj, marka, algılanan ambiyans ve kalite bütünlük kurmalı ve o bütünlük içinde her biri markaya hizmet etmeli.

Bunun dışında bir de Türkçede “geri kalmak” deyimi var ki umarım hedeflenen anlam budur diyen yoktur çünkü bu daha büyük bir hatayı ifade eder. Geri kalmak zamanın gerisinde kalmaktır. Ama sanırım editörler bunu değil yaşam kalitesi, zevki ve neşesini kast ederek reklamı yazmışlardır. Bakın hala neyin ne olduğunu konuşuyoruz ve anlamaya çalışıyoruz. Bu da yapılan bu cümle ve anlam hatasından kaynaklanıyor. Demek ki bu bir basit Türkçe hatası sanki…

Ama işte o kadar basit değil!

Filli Boya bir dolu sanatçıya gani gani paralar ödemek yerine sağlam bir sanatçıya sağlam bir para ödeyip (Ama tahminen toplamda daha karlı olmuştur.) ona beş farklı versiyonda eseri seslendirtmeyi uygun görmüş. Bence de çok daha enteresan ve güzel olmuş. Tarkan’ın reklam yüzü olarak ve sanatçı olarak gücünü tartışmak anlamsız. Fahir Beyi de hiçbir şekilde tartışamayız. Gerek kariyer ve gerekse sanatçı olarak kendisi fazlasıyla övgüyü ve saygıyı hak eden bir şahıs.

Ama şu cümle yok mu?

Of bunu kim yazdı ya?

Başka bir beste, başka bir slogan, başka bir nağme…

Her şey mükemmel giderken neden bu hata? Benim gibi adamlar buna fena takılır. Koskoca Filli Boya, onun reklam ajansı, iki tane Türkiye’nin yetiştirdiği sanatçı hiç biriniz de bu Türkçe hatasını görmediniz mi? Duymadınız mı?

Biz Türkçeyi korumaya ve yaşatmaya çalışırken bu şekilde bir reklam filmi beni yaraladı gerçekten…

İyi örnek;

Diyeceksiniz ki ama millet neler çekiyor. Ne ağızlar ne deyişler ne diller kullanıyor. Haklısınız hatta tam ben bu yazıyı yazmayı düşünürken imdadıma Turkcell yetişti. Yeni reklam filmine bayıldım.

Kırsal kesimde iki köylü çocuğu köye gelen turistin donanım çantasını çekiştirip bir de Turkcell’in ürünü olan hepsi içinde bir cep telefonuna harika bir göndermede bulunuyorlar. Çok zekice… Saflıkları ve içtenlikleri, kırsalın gerçekliği, köyün havası her şeyi hissediyorsunuz. Tarkan’ın şarkıyı söylerken ağız yapması yada Türkçe hatası ne kadar saçma oluyorsa bu çocuklar da İstanbul şivesiyle konuşsa o kadar saçma olurdu.

Çocukların konuşmasından bir alıntı:

“Dümdük mü söyledin?”

“Hee” “Yüzünee..??”

çoktan sosyal medyada slogan oldu bile…

Millet birbirine yada sosyal paylaşımlarına bu iki kelimeyi çoktan ekledi bile… “Dümdük mü söyledin??? Yüzünee???”

İşte reklam başarısı… Doğru kullanılan bir yöresel ağız, bunu tamamlayan mizansen, senaryo ve oyuncular… Yüksek derecede gerçeklik havası ve sonuç sizi içine alan bir kısa film hikâyesi. İşte doğru reklam… Bu arada Turkcell mesajını çok net veriyor. “Benim telefonum bu adamın 15kgluk çantasının içindekilerinin her yaptığını yapıyor.” Hatta olayı vurgulamak için iddialı ekipmanlarla da telefonu kıyaslıyor. Bunu da iki kırsalda yetişmiş saf ve akıllı köylü çocuğunun dilinden veriyor. Bu da sempatiyi tavana taşıyan kısım. Hatta en son çocuklar yürürken birinin kolunu diğerinin omzuna atması bile “hey dünyalı ben dostum” mesajını güçlendiren bir hareket. Her anı düşünülmüş ve her anı hesaplanmış bir reklam. Benimbakış açımdan çok başarılı… En son çıkan yazı ve melodiyi biraz eleştirebilirim ama konumuz o değil…

Şimdi toparlayacak olursak;

Dilde ağız ve gramer yapısını kullanmak hele ki Türkçe gibi köklü ve gerçekten güçlü olan dillerde çok dikkat gerektiren bir konudur. Eğer yöresel ağız kullanacaksanız lütfen bunun bütünlük içinde olmasına vereceğiniz mesaja uymasına dikkat edin.

Yoksa çok pahalı ve lüks görünen bir ortamda frak giymiş bir adam piyano çalarken ve bir başkası da sahnedeyken cümle kuruluşunda hata yapmak incirlerinizi yerden toplamanıza sebep olabilir. Ben Filli Boya, Fahir Atakoğlu ve Tarkan ekseninden ziyade bunu düşünemeyen ajans ekseninde olayı değerlendiriyorum. Fahir Beyin uzun yıllar Londra’da ve çeşitli farklı yurt dışı yerlerde bulunmuş olmasının bir etkisi olabilir mi diyeceğim ama ajans her hâlükârda bunu denetim altında tutmalı ve müdahale etmeliydi.

Sevgili okuyucular,

Çeşitliliği ile övünen bizim gibi toplumlarda elbette ki en çok dalga geçilen kısım da birbirimizin konuşmalarını taklit ederken veya kullanırken yaptığımız yanlışlar veya düştüğümüz hallerdir.

Ayşe teyze “yiyin garii…” derken ne kadar sevimli ve samimiyse bunu ben söylediğimde de o kadar komik ve saçma görünüyorum. Ben çok defa bilirim ki seyahatlerimde ben İstanbul Türkçesi konuşurken karşımda bana cevap veren insan da Ege veya Doğu Anadolu ağzı ve şivesiyle konuşuyor. Ne ben onu taklit etmeye çalışıyorum ne de o beni çünkü zaten anlaşıyoruz ve zaten komik olmamıza gerek yok.

Ama konu bir reklam filmi olduğunda sizin bütünlüğünüze bakmak gerekir. Aynen yukarıda verdiğim örneklerde olduğu gibi… Sonuçta herkes karşısındakinin ne demek istediğini anlar… Biz leb demeden leblebiyi anlayan zeki bir toplumuz. Ama işin etik, estetik ve bütünlük tarafından bakarak söyleyelim…

 

KAYNAKhttp://www.reklam.club/reklamlarda-turkce-kullanmak-deveye-hendek-atlatmaktan-zor-mu/