Emre Erdemoğlu Röportajı

992

Uzun zamandır takip ettiğimiz yurt içinde ve yurt dışındaki başarılı çalışmaları ile tanıdığımız tasarımcı Emre Erdemoğlu’nu detaylı cevapladığı soruları sayesinde daha da yakında tanıma şansımız oldu. Başarı hikayesinin başlangıcından, yurt dışı deneyimlerine kadar tüm ayrıntıları konuştuğumuz röportajımızı sizlerle paylaşıyoruz. Keyifli okumalar.

emre-erdemoglu-roportaj-universite-modasi-5

Başarı öykünüzde bir yolculuğa çıkararak kısaca hayat hikayenizden, eğitiminizden, ödüllerinizden bahseder misiniz?

Modayla yolculuğum çocuk yaşlarda başladı… Lise yıllarında Ressam Ülkü Kaya’dan resim eğitimi aldım. 2005 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Moda Tasarım Bölümünü kazandım. Üniversite hayatım boyunca birçok yarışmada ödül alıp, sektördeki önemli isimlerle çalışma fırsatı buldum. Üniversite biter bitmez “Sandık Lekesi” koleksiyonumu hazırladım. Bu koleksiyon İtalya’da MEDMODA organizasyonunda 200 tasarımcıyı geride bırakarak ilk 10’a girmeyi başardı. Ardından yurt dışındaki ilk defilemi gerçekleştirdim. Sonrasında Türkiye’ye döndüm, bir erkek tasarım firmasıyla anlaştım ve oraya koleksiyon hazırlamaya başladım. Daha sonra da kendi markamı kurdum ve onların satışını yapmaya başladım. Üç yıl aynı firmada çalıştıktan sonra kendi markamı kurup İstanbul Fashion Week’te “PLANOR” isimli koleksiyonumla defilemi gerçekleştirdim. Bu koleksiyon İtalya’da“Most Creative Collection” ödülüne layık görüldü. Hala firmalara danışmanlıklarım devam ediyorum ve kendi markamla yurtdışı defileler yapıyorum.

ISTANBUL, TURKEY - OCTOBER 14: A model walks the runway at the Emre Erdemoglu show during Mercedes Benz Fashion Week Istanbul SS15 at Antrepo 3 on October 14, 2014 in Istanbul, Turkey. (Photo by Ben A. Pruchnie/Getty Images for IMG)
ISTANBUL, TURKEY – OCTOBER 14: A model walks the runway at the Emre Erdemoglu show during Mercedes Benz Fashion Week Istanbul SS15 at Antrepo 3 on October 14, 2014 in Istanbul, Turkey. (Photo by Ben A. Pruchnie/Getty Images for IMG)

İlk koleksiyonunuz olan “Sandık Lekesi”nin ilk olması dışında sizin için ayrı bir yeri var mı?

İlk koleksiyonum olan “Sandık Lekesi” bana bir sürü ödül getirdi. Yılın en iyi tasarımcısı, en iyi koleksiyonu ve beraberinde bir sürü ödül aldım. Ayrıca kumaşlarını kendi yaptığım ve çok özel kumaşların bulunduğu bir kadın koleksiyonuydu.

“Sandık Lekesi” koleksiyonunun bu kadar ödül getirmesinden sonra neden kadın koleksiyonunu bırakıp erkek tasarımına geçtiniz?

Türkiye’de erkek tasarımı açısından ciddi bir açık vardı, ben de ondan faydalanmak istedim. Aynı zamanda danışmanlık yaptığım firmalar da erkek üzerineydi.  Benim açımdan çok keyifli oldu. İnsanların açık olduğu yeri kapatmak keyifliydi ama ben inanıyorum ki kadın koleksiyonu da yapmaya devam etseydim, aynı keyifle yapardım ve o da bu şekilde parlardı.

İleride kadın koleksiyonu yapmayı düşünüyor musunuz?

Evet, projelerimin arasında var, sadece zamanı ayarlayamadım. Çünkü erkek koleksiyonum çok ciddi bir şekilde patladı ben de ne olduğunu anlamadan içinde buldum kendimi. Şuan yurtdışı fuarları, defileler derken çok yoğun olduğum için henüz öyle bir vakit bulamıyorum.

emre-erdemoglu-roportaj-universite-modasi-mbfwiYurtdışında defileler yapmış olmak, yurtdışında çalışmış olmak sizce bir tasarımcı için ne gibi farklılıklar yaratıyor?

Her anlamda çok fark var.  Benim bu kadar hızlı sıçramamı yurtdışında çalışmış olmak da sağladı. Çünkü Türkiye’de bu işler stresli ve sıkıntılı, ikili ilişkiler gerektiriyor. Çevreye bakıyor, eş dost olması gerekiyor ama İtalya da işine, yeteneğine bakıyor. İnsanlar senin başarına ve koleksiyonuna bakıyor, onun dışındaki şeylerle ilgilenmiyor. Sanatın ve çıkardığın iş çok önemli, bu yüzden ilerlemen ve yol alman daha kolay oluyor. Türkiye’de sanata değer verilmiyor, orada her şey sanat ve her şey insana ilham veriyor.

Türkiye’de moda, moda oldu. Stylist olmak, moda fotoğrafçısı olmak, blogger olmak moda oldu.

Modanın her geçen gün gelişmekte olduğuna şahit oluyoruz ve moda dünyasındaki gelişmeler sayesinde son zamanlarda birçok tasarımcı koleksiyonlar hazırlıyor, sektör içinde erkek koleksiyonu hazırlamak dışında sizce sizin farkınız nedir?

Erkek koleksiyonu çok var ama koleksiyonun gücü çok önemli, koleksiyonunuz güçlüyse ne tarz koleksiyon hazırlarsanız hazırlayın, farklı olursunuz. Türkiye’de moda, moda oldu. Stylist olmak, moda fotoğrafçısı olmak, blogger olmak moda oldu. Diziler bile modadan etkileniyor. İnsanlar bundan faydalandığını sanıyor ama yanılıyor. Çünkü elini sallasan saydıklarımdan birine denk geliyorsun. Türkiye’de hiçbir şey bilmeyen insanlar, bilmeden tasarımcı oluyor. Türkiye’de mankenler ya albüm yapıyor ya da tasarımcı oluyor. Bu mankenler firmalara koleksiyon hazırlıyor. Oysaki tasarımcı olmak bu kadar kolay değil. Bunu büyük ve herkesin kullandığı markalar yapıyor ve ben hayretle izliyorum. Reklam için o ismi kullanacaksa o mankeni giydirebilir ya da kokteyller düzenleyebilir. Designer sıfatına koyup koleksiyon hazırlatmak gerçek tasarımcılara hakarettir. Bunu sen bir Türk markası olarak yapıyorsan bu senin ne kadar amatör olduğunu gösterir. Çünkü popüler olanı seviyoruz.

“KENDİNİ BANA TESLİM EDEN, GERÇEKTEN BİR TARZI OLAN AMA ÇOK FAZLA VAKTİ OLMAYAN ADAMLARIN GARDROBUNU DİZİYORUM.”

Emre Erdemoğlu markasının hedef kitlesi kimdir?

A plus… Ne istediğini bilen, ayaklarının üstünde duran, görgülü ve bilgili bir adam. Gerçekten takım elbisenin içine ne giyeceğini, altına nasıl çorap giyeceğini bilen adam gelip benden alışveriş yapıyor. Sokaktaki adam gelip benden alışveriş yapmıyor. Hem bütçe olarak hem styling olarak uymuyor. Çok fazla iş adamı ve sanatçı giydiriyorum. Kendini bana teslim eden, gerçekten bir tarzı olan ama çok fazla vakti olmayan adamların gardrobunu diziyorum. Toplantıda giyeceği takım elbiseden tutun hafta sonu golf oynarken giyeceği pantolona kadar ben üretiyorum, bu da bana çok keyif veriyor. Sanatçılarla çalışırken tabii ki onlardan izler taşımalı, ama bunun yanında da “Emre”nin çizgisinin dışına çıkmamalı.

ISTANBUL, TURKEY - OCTOBER 14: A model walks the runway at the Emre Erdemoglu show during Mercedes Benz Fashion Week Istanbul SS15 at Antrepo 3 on October 14, 2014 in Istanbul, Turkey. (Photo by Ben A. Pruchnie/Getty Images for IMG)
ISTANBUL, TURKEY – OCTOBER 14: A model walks the runway at the Emre Erdemoglu show during Mercedes Benz Fashion Week Istanbul SS15 at Antrepo 3 on October 14, 2014 in Istanbul, Turkey. (Photo by Ben A. Pruchnie/Getty Images for IMG)

Sizce hem bir erkek hem bir kadın gardırobunda olmazsa olmaz parçalar nelerdir?

Erkek veya kadın, moda diye bir şeyi giymesine gerek yoktur. Giydiğiniz kostümle ruhunuzun öpüşmesi gerekiyor. Herkesin gardırobunda bol aksesuar bulunması gerekiyor. Çünkü aksesuarla çok basit bir elbiseyi çok farklı bir hale getirebiliriz. Mesela ben bugün renkli bir çorap giydim ama gözlüğümle kostümü tamamladığımı düşünüyorum, yani küçük parçalarla kostümünüzü tamamlamak çok önemli.

Gardıropta tabii ki bir kadın için kurtarıcı siyah elbise olması gerekiyor, yine sizin proporsiyonunuza uygun olması gerekiyor. Göbekli misiniz? Kalçanız mı geniş? Göğüsleriniz mi küçük? Size uyacak mı? Bunlar önemli.

Erkek için de mutlaka geceyi kurtaracak bir smokininizin olması gerekiyor. Mesela spor bir deri ceketi olması gerekiyor, hafta sonunu kurtaracak. Güzel bir kalıbı olan bir jean pantolonu, basic tişörtleri, mutlaka özel her takımla uyabilecek rengarenk çoraplarının olması gerektiğini düşünüyorum. Bol aksesuarı, farklı gözlükleri, mendilleri ve şallarının olması gerektiğini düşünüyorum.

Kadın için özellikle çanta, ayakkabı önemlidir. Çanta, ayakkabı uyumu yapmaya çalışıyorlar, bu beni çok rahatsız ediyor. Hayır, farklı olacak. Bu farklılıkla tamamlayacaksın kostümünü, tabii çok doğru styling de gerekiyor ama ayakkabı ve çantanın aynı deriden ya da aynı kumaştan olması gerekmiyor.

Ama tabii olmazsa olmaz parçalarımız var, beyaz gömlek gibi. Kadının da erkeğin de dolabında mutlaka olması gerekiyor. Jean, trençkot, deri ceket, trikolar,  gece takımı, gece elbisesi -hem uzun, hem kısa- .Bunlar basic, modası geçmeyen ürünlerden ve dolabın olmazsa olmaz parçalarından.

Moda haricinde ilgilendiğiniz ve sevdiğiniz alanlar neler?

Seyahat etmeyi çok seviyorum. Vakit buldukça yurtdışına kaçıyorum, dünyanın her yerini gezmeye çalışıyorum. Çünkü oradan besleniyorum ve en rahat giyinebildiğim yer orası. Orada jean pantolunum, çantam, elimde fotoğraf makinemle tüm sergileri geziyorum. İş düşünmüyorum çok fazla, hem kendimi programlıyorum hem de çok keyifli oluyor, o yüzden seyahat etmeyi seviyorum. Çok besleniyorum bundan, iş anlamında da, insan olarak da… Ayrıca dünya mutfağını da çok seviyorum, yemek yemeye bayılıyorum.

Son koleksiyonum “Mengütay” da ölümsüzlüğü anlatıyor.

Son koleksiyonuz olan “Mengütay”da nelerden ilham aldınız?

Her sezon koleksiyonlarımın bir hikayesi oluyor ve insanların da bu kadar ilgilenmesinin ve keyif almasının bir nedeni de bu. Çünkü bir hikayesi, bir lezzeti ve bir duygusu oluyor. Adeta bir şiir gibi oluyor. Ya da en sevdiğiniz kitap gibi. O hikayeden izler taşıyor. Son koleksiyonum “Mengütay” da ölümsüzlüğü anlatıyor. Hayatımızdan göçüp giden herkese hitap ettim. Acı kayıplarımıza, hayatımıza dokunan herkese..

Türkiye’de son dönemde oldukça sözü edilen moda programları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Jüri olma teklifleri bizlere de geliyor ama yaptığınız işle örtüşmesi lazım. Ben akademik eğitimini, yüksek lisansını moda üzerine yapmış bir adamım. Modayı 15-16 yaşlarından yapmaya başlayan, markalara koleksiyon hazırlayan adamım. Üniversitelerde eğitim veriyorum, firmalara danışmanlık yapıyorum, yurtdışında en son Milano’nun göbeğinde bir mağazanın vitrininde benim ürünlerim satılmaya başladı. Yani şimdi kalkıp bu kadar keyifli ve başarılı işler yaparken televizyonun önüne çıkıp şaklabanlık yapmak komik olur. Ne benim müşteri kitleme, ne de bana uyar.

O iş tamamen başka bir şey, baktığınız zaman modayla ilgili olmayan insanlar var, yani ağzı laf yapan, ya çok güzel ya çok yakışıklı olan tipler. Bir kurgu üzerine, birbirine hakaret ederek şöhret olduğunu sanıyorlar. Halbuki moda tasarımcısı üretir, o programa çıkıp bunları yapacak vakti yoktur. Mesela benim her ay ki programım bellidir. Fuarlar, defileler, röportajlar, yani normal işini yapan tasarımcının bunları yapacak vakti olmaz. Ben program yapar mıyım diye sorarsanız, yaparım ama çok kaliteli olması lazım, çok profesyonel olması gerekiyor, sadece modanın olduğu. Bunu yurtdışında yapan çok güzel programlar var, aslında bizler oralardan kopyalıyoruz ama kendimize uyarlıyoruz. Orada jüride gerçekten doğru tasarımcılar yer alıyor ve insanlara doğru şeyler öğretiliyor. Türkiye de ise insanlar aşağılanıyor. Sadece yurtdışındaki gibi olursa yaparım, bu da bizim işimiz zaten.

Türkiye’de işini çok iyi yapan ve çok başarılı tasarımcılar var, yalnız bunun yanında tasarımcı olduğunu iddaa eden, kendini tasarımcı sanan insanlar da var

ISTANBUL, TURKEY - OCTOBER 14: A model walks the runway at the Emre Erdemoglu show during Mercedes Benz Fashion Week Istanbul SS15 at Antrepo 3 on October 14, 2014 in Istanbul, Turkey. (Photo by Ben A. Pruchnie/Getty Images for IMG)
ISTANBUL, TURKEY – OCTOBER 14: A model walks the runway at the Emre Erdemoglu show during Mercedes Benz Fashion Week Istanbul SS15 at Antrepo 3 on October 14, 2014 in Istanbul, Turkey. (Photo by Ben A. Pruchnie/Getty Images for IMG)

Türkiye’de, bulunduğumuz zaman dilimini baz aldığımızda moda hakkında ne düşünüyorsunuz?

Aslında Türkiye’de işini çok iyi yapan ve çok başarılı tasarımcılar var, yalnız bunun yanında tasarımcı olduğunu iddaa eden, kendini tasarımcı sanan insanlar da var ve bunun ayrımını yapmak gerekiyor. Ama çok iyi gittiğini düşünmüyorum çünkü modayı reyting programlarına taşıdılar. Kavganın, gürültünün olduğu inanılmaz ucuz, avam, saçma sapan bir hale getirdiler. Moda böyle bir şey değil. Moda çok özel bir şey. Bir moda tasarımcısı moda tarihi bilmesi gerekiyor. 60’ları, 70’leri, 80’leri, 90’ları, 2000’leri, günümüzü, geçmişi, ilk çağı, orta çağı, yeni çağı hepsini bilmesi gerekiyor. Ama bu kişilere sorulduğunda hiçbir şey bilmiyorlar. Televizyonda mankenlere mikrofon uzatıyorlar, sezonun trend renkleri nedir? diye soruyorlar. Onlarsa tamamen o an aklına gelen renkleri söylüyor. Böyle bir şey yok. Dünyada trendsetterlar renkleri belirler ve sezonun ana renkleri, ara renkleri belirlenir, aksesuarları belirlenir ve biz tasarımcılar bunları alırız ve kendi ruhumuzla işlemeye başlarız.

Genç tasarımcılara yardımı dokunacağını düşündüğünüz püf noktalar var mı?

Biz her türlü yardıma açığız. Üniversitelere gidiyorum, seminerler veriyorum, eğitimler veriyorum. Onlarla birebir ilgileniyorum çünkü çok gençler ve önlerinde maalesef örnek alabilecekleri az kişi var. Türkiye’de az önce bahsettiğim o programdaki insanlar örnek gösteriliyor. Popüler insanlar örnek veriliyor. O yüzden bu işe yeni başlayan gençler sanıyor ki, ben de öyle bir program sunarsam tasarımcı olacağım. Bizler de seminerler vererek moda tasarımcısı olmanın önemini anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü tasarımcı olmak onların gördüğü gibi bir şey değil. Dediğim gibi, moda tarihi bilmek gerekiyor, sanatı bilmek gerekiyor. Resim sergisi, müze gezmek lazım, müzik bilmek lazım yani dünyayı bilmemiz sanatla ilgilenmemiz lazım. Bir tabloya baktığımız zaman onun hangi ressama ait olduğunu en azından tahmin edebilmemiz lazım. O görgüye sahip olmamız, dünya görüşüne sahip olmamız lazım. Gençleri bu yönde geliştirip yönlendirmemiz gerekiyor.