Gamze Saraçoğlu Röportajı

3267

Bir moda tasarımcısı düşünün, hem yetenekli, hem başarılı, hem donanımlı, hem de pozitif ve içten. Gamze Saraçoğlu samimiyeti, içtenliği ile Türk Modası hakkındaki sorularımızı yanıtladı. Keyifli okumalar!

 Hayattaki en büyük amacım mutlu olmak.

gamze-saracoglu-roportaj-universite-modasi-turk-tasarimci-moda-4

Geçen sezon ilk defa defile yapmadım; çünkü bence ülke mutlu bir dönemde değildi.

Gamze Saraçoğlu’nun moda dünyasına girme sürecini sizden dinleyebilir miyiz? 

Ben aslında moda dünyasına gireli 9 sene oldu; fakat ben ilk başta moda dünyasına atılırken Türkiye’de tasarımcı yoktu. O yüzden kendi kendime Türkiye’de çok fazla örnek aldığım ve yolunu takip ettiğim çok fazla isim olmadı. Moda tasarımcılığı şu anki kadar popüler bir meslek değildi. Burada bahsettiğim sene de 2002.

Ben aslında o yüzden 1998’den bahsederek başlamak istiyorum. Ben üniversite tercihlerimi yaptığım dönemde, 98 döneminde, Türkiye’de bir işletme okuma furyası vardı. Ben de gelen büyük bir baskı sonucu işletme okudum. Daha sonra üzerine master yaptım. Yine de ben hayatta ne istediğini erken yaşta fark eden insanlardanım. Okudum ama hayatta işletme ile alakalı bir şey yapmak istemediğimi, aynı zamanda da çok eskiden beri de moda ile alakalı bir şey yapmak istediğimi fark etmiştim ve bunun eğitimini almam gerektiğini ve hatta bunu yurt dışında almam gerektiğini de biliyordum. Daha doğrusu yurt dışında bir dönem yaşamak istiyordum. Bunu da erteleyerek değil ne kadar erken yaparsam o kadar iyi olacağını biliyordum. O sebeple Parsons School of Design’a master yaptığım dönemde başvurdum. Yetenek sınavı, Toefl, SAT gerektiğini öğrendim ve masterdayken bunları hazırlamaya başladım. Çizim dersleri, toefl kursları vb. derken hazırlıkları yapıp başvurdum. Yetenek sınavı için beni çağırdılar. Sınavı geçtim, zaten toefl sonucum da çok yüksekti. Kabul olduktan sonra okulda zorlu bir süreç geçirdim. Gerçekten çok zor bir okul. En iyi moda okuluydu benim gittiğim dönemde ve hala öyle. Okulu dereceyle bitirip daha sonra DKNY’da bir dönem çalıştım. Daha sonra Türkiye’ye dönüp Beymen Club’ta staj yaptım. Sonra tekrar yurtdışına gitme arzum kabardı. Londra’ya gittim. Saint Martins’te birkaç ders aldım. Sonra Türkiye’ye dönüp 2005’te kendi markamı yarattım. 2005’ten bu yana kadar da kendi markam altında koleksiyonlar hazırlıyorum ve danışmanlık yapıyorum.

Bu süreci çok rahat anlatıyorum; ama çok sancılı bir süreç oldu. Her şeye rağmen zaman da benim yanımda oldu. 2008 yılı itibariyle çünkü modaya müthiş bir ilgi oluşmaya başladı. 2008 yılı ile çok güzel gelişmeler oldu hatta. Devlet moda tasarımcılarını desteklemeye başladı ve o destekle beraber Türkiye’de moda alanında çok ciddi gelişmeler yaşandı. Şu anda dünyada en çok beğenilen ülkelerden biri haline geldi Türkiye, bu gelişmelerle. Benim modaya açılmam da işte böyle oldu.

gamze-saracoglu-roportaj-universite-modasi-turk-tasarimci-moda-3

 Ben çok erken yaşta tasarımla alakalı geliştirmem gereken bir yönüm olduğunu, diğerlerinden daha farklı baktığımı, kabiliyetimi keşfetmiştim.

O kırılma noktası neydi?

Aslında benim moda ile ilgim olduğunu şuradan biliyordum. Benim halam Gazi Üniversitesi’nde profesördü. Giysi teknikleri bölümündeydi. Moda değil de giysi teknikleri ve tasarımla alakalı ilgim vardı. Şimdi ben Mimar Sinan Üniversitesi’nde ve İstanbul Moda Akademisi’nde ders veriyorum. Biz dersi teknik ve teorik olarak anlatıyoruz; ama bir şey var onu anlatamıyorsunuz: o da insanın içinden gelen o rafinize olabilmeyi. Ne kadar anlatırsanız anlatın o insanın içinde olan bir şey. Çünkü mesela koleksiyon hazırlarken tüm tekniği aktarıyorsunuz; ama o koleksiyon için ilhamı bulurken bile karşınızdakinin zevkini yönlendiremiyorsunuz. O ilgi, o geçmişten gelen birikim, o kültür, o zevk seviyesi tamamen insanın cidden içinde olan bir şey. Hani bazen diyorlar ya bir tasarımcının tasarımı iyidir diğerininki kötüdür. Koleksiyon her bakımdan çok iyi olabilir; fakat zevk açısından eksik olabilir aynı zamanda. Ben çok erken yaşta böyle bir zevkimin olduğunu, tasarımla alakalı geliştirmem gereken bir yönüm olduğunu, diğerlerinden daha farklı baktığımı, kabiliyetimi keşfetmiştim. Hayatım boyunca bu konuda kendimi besleyerek para kazanmaktan ziyade aslında onunla mutlu olmam gerektiğini fark etmiştim. Ben biraz kendini çok fazla dinleyen bir insanım. Ne yapacaksam hayatta mutlu olmak için yapmam gerektiğini gerçekten de çok erken yaşta anladım. Ve 11 yaşında “ne olmak istersin?” dediklerinde ‘mutlu olmak istiyorum’du benim cevabım doktor olmayı istemekten ziyade. Hayattaki en büyük amacım mutlu olmak. Huzurlu, sağlıklı ve mutlu yaşamak. Günün birinde bu işten mutlu olmazsam gerçekten bırakır giderim. O sebeple işletme okudum ve baktım mutlu değilim ve nerede mutlu olacağımı da biliyorum, durmadım. Ama Parsons’ta okumasaydım, daha orta halli bir okulda okusaydım da mutlu olmayacağımı biliyordum o sebeple en iyisini zorladım. Parsons’tan mezun olduktan sonra çok keyifle bu işi yapmaya başladım. Aslında işin özünde mutlu olma arzusu var. Kırılma noktası da mutlu olmadığımı fark etmek oldu diyebilirim. Mutlu olmasam Parsons gibi ciddi zor bir okuldan dereceyle de mezun olamazdım. Örneğin geçen sezon ilk defa defile yapmadım; çünkü bence ülke mutlu bir dönemde değildi. Ben acayip disiplinli biriyim. İlk defa defile yapmamak benim için mucizeydi. Mutsuz bir dönem olunca da mutlu gözükmeyi kendime yakıştıramadım. Benim hayatımda her şey mutluluk ve samimiyet üzerine kurulu.

gamze-saracoglu-roportaj-universite-modasi-turk-tasarimci-moda-2

 Eğitim almadan bu işi yapanlara, hiç çaba sarf etmeden bu işi yapanlara, sadece güzel giyinmelerine güvenerek bu işi yapanlara son derece karşıyım.

Moda sektörü çok ihtişamlı bir sektör ama eleştirdiğiniz noktalar var mı?

Aslında çok var, o benim yapımdan kaynaklı ve hatta ondan da önce Parsons’ın verdiği bir şey o. Çünkü çok disiplinli bir okulda okudum ve de çok zor tabi ki. Bu işin ne kadar disiplinle ve zor şartlarda yapılması gerektiğini gördüm o yüzden de eğitim almadan bu işi hobi olarak yapan kişilerin bu tasarımcı kimliğini düşürdüğünü düşünüyorum. O yüzden eğitim almadan bu işi yapanlara, hiç çaba sarf etmeden bu işi yapanlara, sadece güzel giyinmelerine güvenerek bu işi yapanlara son derece karşıyım. Bu işin çok kolay bir meslek olmadığını düşünüyorum. Aksi takdirde mesleğe zararı olduğunu da biliyorum. Bu meslek aslında çok saygın bir meslek. Bu meslek aslında kıyafet tasarlamak değil insanlara bir yaşam tarzı sunmak ve onlara psikolojik anlamda bir motivasyon sağlamak ve sosyolojik anlamda onlara ortamda kendilerini iyi hissetmelerini sağlamak. Bir de ekonomik olarak da ülkeye çok katkısı var. İnsanlara bir şey katıyorsunuz ve öyle bakıldığı zaman bu işin eğitim almadan yapılması beni üzüyor. Ben bu kimliği almak için çok çaba sarf ettim çok zorluklar çektim. Mümkün olduğu kadar kaliteyle eğitim alınmalı, 1 aylık kursa giden biriyle de aynı kimlikte anılmak istemem. Biz bu sektörün algısını yükseltmeye çalışırken çok ciddi bir şekilde kan ferdi yaşıyoruz. O beni çok üzüyor. Bir de bu iş PR’a da bakıyor. Çok kötü işler yapsanız da çok ciddi PR yapıyorsunuz, isminiz oluyor. Firmalar da sizinle çalışıyor ve canları yanıyor.  Daha sonra kötü referanslar yüzünden firmalar size de bir önyargıyla bakıyor ve onları tekrar ikna etmek zaman alıyor. Sektörün tasarımcı kimliğini öldürüyor. Bu bir meslek. Ve insanlara zor yakışan bir meslek. Çünkü rafine bir meslek. Her sezon yeni bir şey geliyor, takip etmeniz, gece gündüz çalışmanız gerekiyor. O tasarımcı ismi insana yakışan bir isim. İki sezon oturursanız o ismi kaybedersiniz. O ismi almak kolay değil o sebeple sahip çıkmak gerekiyor.

gamze-saracoglu-roportaj-universite-modasi-turk-tasarimci-moda-1

Bir beş sene sonra Türk insanının modadan çok şey anladığını konuşabileceğiz.

İnsanların moda algısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk halkı modadan yavaş yavaş çok şey anlamaya başladı. Artık tabi internet var, artık her şeyin farkında herkes. Kopya mal nedir biliyorlar. Bu çok güzel bir şey. En azından bir kitle çok iyi anlamaya başladı. Kumaş kalitesini çok iyi biliyor. Tasarımcıyı, tasarımcı ürününü çok iyi biliyor. Bizi de motive ediyor anlayan bir kitle olması. Tabi bir kitle de var global modada ne olduğunu hafif bilip lokal hale getirip ve glokal bir algı yaratanlar var. Hiç fena değil, sıfıra göre bir adım ilerde olmanın hiçbir sorunu yok. On sene öncesini konuşsaydık Türk halkının modadan hiçbir şey anlamadığını söyleyebilirdim. Ama şimdi en azından bir sokak modası, sokakla alakalı heyecan var. O yüzden bir beş sene sonra Türk insanının modadan çok şey anladığını konuşabileceğiz. Artık bir moda haftası var, moda haftası ile alakalı sokak modası var. Bunlar çok umut verici şeyler.

 New York ve Stockholm insanlarının süzgeçten geçirilmiş, kendi atölyemde yeniden ele alınmış halleri benim ilhamım oluyor.

Moda sokakta mı başlar, atölye de mi?

Sokakta başlar. Ben kendi adıma sokak ve insanlardan ilham alıyorum. Tabi Türkiye’deki sokaklardan bahsetmiyorum. Örneğin Stockholm. Ve ondan önce de normalde çok New York’cuyum. Çizgi olarak da New York çizgisindeyim. Yalın olma taraftarıyım, bir şeyde ne kadar az detay olursa, o detay ne kadar az gözükürse, bağırmazsa benim için o kadar rafine ve entelektüel. Benim çizgim o. Benim ürünüm defilede çok sade görünür. Ama içinde çok detayı olur; örneğin astarı bile ipektir. Ben ürünlerin minimal gözükmesini çok beğenirim. Bir ürüne ne kadar kumaş, detay koyarsanız yaptığınız hata o kadar belli olmuyor. Dikiş karambole gidiyor. Benim ürünlerimde dikiş bağırır, en ufak hata belli olur. O yüzden çok dikkat etmek gerekir. Hayat tarzı olarak da çok minimalim. Tasarımcı ismi ve markasından bahsediyorsak bir tasarımcının hayat tarzı ve yaşayışı markasını çok temsil etmeli. Ben 12 dedin mi uyuyan, 8de kalkan, 9da işe gelen, disiplinli, gece hayatı olmayan minimal bir hayat tarzına sahibim. O sebeple çok danışmanlık yaparım. Saçımı yaptırmam, takı pek kullanmam, çok nadir makyaj yaparım. Atölyemde çalışanlarda 8 senedir benimledir, çok sirkülasyon olmaz. Bu hep koleksiyonlarıma da yansır. O yüzden sokak olarak da minimal yerleri seviyorum. Burada sokak derseniz de Kuzey Avrupa ülkeleri ve şehirleri seviyorum diye genelleyebilirim. New York ve Stockholm insanlarının süzgeçten geçirilmiş, kendi atölyemde yeniden ele alınmış halleri benim ilhamım oluyor. Ama kesinlikle Paris benim için çok şehir olarak da sevmediğim bir yer. Biraz İtalya’yı severim o kadar. Bana göre avangart çok detaylı bir yer Paris. O sebeple ilham almadan dönüyorum. Hele Londra hiç bana hitap etmeyen bir yer. Saint Martins’e gittim; bana hiç faydası olmadı. İstanbul’un da olmuyor; çünkü o insanlara zaten biz yön veriyoruz.

gamze-saracoglu-roportaj-universite-modasi-turk-tasarimci-moda-5

 Sizin bu sezon çıkardığınız bir beyaz paltonuz vardı ve oldukça talep ve ilgi gördü. Baktığınızda bir düz beyaz palto olmasına rağmen, o paltoyu bu kadar farklı kılan sizin gözünüzden nedir? Kalıbı mı, dikişi mi, kumaşı mı? Bir tasarımcının ürününü ayıran nedir? 

Bence marka etkisi çok büyük önem taşıyor; fakat onun dışında çok uzun olması, smokin yaka olması, over-size olması, bir de defiledeki stylingi de çok güçlü bir paltoydu. O renk bir beyaz palto yapan hiç olmadı. Kalıp omuz kısmından oversize; ama beli ve belden sonrası oversize değil o sebeple giyen kaybolmadı. Bir de dediğim gibi çok uzun, yerlere kadar ve kirlenmesinden korkulsa da dedik ki kirlensin. Bir de Gamze Saraçoğlu beyaz palto diye çıktı. Herkes ondan sipariş verdi, Çok celebrity giydi, defilede çok güzel taşındı. Krepten olması da fark etti. Siyahı o kadar etkili olmadı sonradan yaptık ama. Bir de çok minimal bir palto. Ona birkaç bir şey koysaydım o kadar etkili olmayacaktı. Ama markanın kimliği de var çok açık söylüyorum. Benden çıkınca çok özdeşleşti. Başkasından çıksa çok sade kalabilirdi. Çünkü o palto benim markamın en iyi özdeşleştiği, benim de stilimi en iyi yansıtan ürün.

Celine kadınıyla beraber dünyada yeni bir kadın kodlandı.

Vintage akımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben eskiden vintage ürünlere çok meraklıydım; fakat dünyada yeni bir kadın kodlandı Celine kadınıyla beraber. İnsanlar seri üretimden bıktığı gibi çok rafine çok özel ürünler arıyorlar artık. Bir ürün alıp senelerce kullanmak istiyorlar. Minimal alışveriş diye bir şey çıktı. O ürünün çok temel ve basit olmasını istiyorlar. Örneğin palto alacaksa kaşmir alıyor, çanta alacaksa deri alıyor. Ve her zaman kullanacağı şeyi arıyor. Örneğin Yves Saint Lauren bir çanta çıkarıyor; onu her sezon çıkarmaya başlıyor sonra. 4 sezon çıktıysa o çanta klasik olmuştur ve onu almak gerekir. Biz de kendi adımıza onu yapıyoruz. İşte o beyaz palto mesela klasik parçamız bizim de. Vintage hayran kitlesi hala var, Vintage’ın her ürünü pahalı değil ama; Chanel klasik çantası hala pahalı, Hermes’in Constance çantası hala pahalı, Rolex saatler hala pahalı. Ama insanlar artık klasik ve ömürlük parçaya para veriyorlar. Trend parçaların cazibesi azalıyor. Zaten anlarsınız örneğin Yves Saint Lauren’in bir çantası 4000tldir; başka bir çantası 8000tl. Anlarsınız o klasik olmuş ya da olacak çantasıdır. O her sezon çıkacak demektir. Klasik almak tabi daha mantıklı. Trend olanlar yerine biraz daha kaliteli parçaları almak da fayda var.

 Sokaklar dışında nelerden ilham alıyorsunuz?

Sokak ve insanlar demiştim ama ben bir de sanattan ilham alıyorum. Ben Parsons’ta okurken bizim “trends forthcasting” diye bir dersimiz vardı. Benim en iyi dersim oydu. Bu kadar danışmanlık yapınca ister istemez çok ilerideki sezonları forthcast yapabiliyorum. Zaten dünyada sanatın getirdiği daha yaratıcı, daha sanatçı işleri çok gündemde. Bundan önceki koleksiyonumda David Hockney’den esinlendim. Bir öncekinde Maria Abramovic’ten esinlendim. Sürekli değişiyor, sürekli takip ediyorum. Bir de Maria Abramovic’ten esinlendim, koleksiyonu hazırladım, her yerde yayınladık, basın bültenini yolladık. Kendisi 3 ay sonra Givenchy’nin yüzü seçildi. Gerçekten takip ediyoruz, kim gündeme gelebilir diye. Şu an ilham için kolaj çalışmaları, web tasarımcıları, animasyoncular çok gündemde. Ben filmlerden çok ilham almıyorum. Düşüneceğim bir şey olmuyor, beni zorlayan bir şey değil. Önüme konmuş bir şey. Ben araştırmayı seviyorum. İlham alamadığım zamanlar da hep oluyor tabi. Çok zorluyorum. Çok stresliyken gelmiyor. Kapıyorum kendimi o zaman, hafta sonu filmler izliyorum, kitapçılar geziyorum. Amazon’dan, Pinterest’ten araştırmalar yapıyorum. Bir şekilde yakalıyorum evet; ama çok zorluyorum kendimi. Kendi markam dışında sonuçta danışmanlıklarım var ve o ilham bir şekilde gelmek zorunda. Bir de bir haftada teslim edilmesi gerekiyorsa benim onu 1 haftada muhakkak bitirmem gerek. Dediğim gibi çok disiplinli, programlı bir yapım var.

IMG_5775

Bir ürünümden 30 tane yapmak bana zevk vermiyor.

Çok iyi bir tasarımcı olmak için iyi çizim yapmak bu işin yüzde kaçını oluşturur?

Kalıpçıya ve diken kişiye aktarabilmek mühim. Eğer istediğinizi aktarabiliyorsanız çiziminiz %30 olsa da yeterlidir. İşin tamamen kalıpçıyla alakalıdır. Kalıp çok daha ürünü ortaya çıkaran bir şey. Siz ürünü ne kadar iyi aktarırsanız o kadar iyi ürün çıkar. Muhteşem de çizseniz kalıpçıya aktaramıyorsanız istediğinizi elde edemezsiniz. Şu da var tabi danışmanlık yaptığınız zaman firma sizden 400 çizim istiyor, ve o çizimleri de en ince detayına kadar jilet gibi göstermeniz gerekiyor. Ve danışmanlıklar bizim markamızın cirosunun %60ıdır. Danışmanlık olmadan marka dönmüyor. Danışmanlık dediğiniz iş çok büyük rakamları temsil ediyor ve çok büyük kitlelere ulaşıyor. O sebeple danışmanlıktan çok keyif alıyorum. Ama mass production yapmayı hiç sevmiyorum. Bir ürünümden 30 tane yapmak bana zevk vermiyor. Seri üretim hiç bana göre değil, jilet gibi bir tane olsun bana yeter. Haute couture de bana göre değil diğer yandan, bunun sebebi ise tamamen minimal çizgimden kaynaklı.

 Türk Modası yükselişe geçmeye başladı. İleriki zamanlarda nerede görüyorsunuz?

Ben Türk modasının çok iyi yerlere geleceğini düşünüyorum. Zaten İstanbul Fashion Week ile beraber çok doğru yerlere geliyor. Güzel basamaklar atladı. Şuan Türk markalarına yatırımlar yapılıyor. Paris’teyken Vakko ödül aldı. Ayrıca dünyada da şuan çok ilgi çeken bir ülke. Çok genç nesil ve yaratıcı olarak biliniyor. Gezi olayları sebebiyle de çok dikkat çekiyor.

En beğendiğiniz tasarımcılar kimlerdir?

Dion Lee diye bir tasarımcı var onu beğeniyorum. Ciddi anlamda Celine ve Stella Mccartney hastasıyım. Rodarte’yi çok beğeniyorum. Türklerden ise hepsi çok yakın arkadaşım o sebeple isim veremiyorum. Hepsini çok beğeniyorum. Türklerde de bence markaların tasarımcıların kimlikleri çok doğru oturduğu için hepsinin kitlesi farklı. Bir de Saint Laurent’ciyim aksesuarda.

 Gelecek sezonun öne çıkacak parçaları neler olacak?

Bence Saint Laurent’in “sac de jour” aksesuar olarak çok öne çıkacak. Delfina Delettrez’in takıları çok öne çıkacak. Celine’in koleksiyonu, bir de Manolo Blahnik’in ayakkabı koleksiyonu çok gündeme gelecek. Manolo bir dönem sönmüştü; fakat şimdi atak yapıyor ve tekrar gündeme geliyor.

 Bir kadının dolabında olması gereken üç parça nedir?

Çok güzel bir stiletto, kendi adıma konuşursam ben çok elbise yapmama rağmen çok elbiseci değilim o sebeple siyah bir elbiseden ziyade çok güzel siyah bir smokin takım, çok güzel ipek beyaz bir gömlek, bilekte lacivert çok iyi kesimli bir Jean, lacivert çok iyi bir blazer, ve reglan kollu çok güzel bir trençkot. Hiç üzerinden çıkarmadığı bir aksesuarı da ekleyebiliriz.

 Bir erkeğin dolabında olması gereken üç parça nedir?

Bir Oxford ayakkabı, çok iyi kesimli bir Jean, beyaz bir gömlek, çok iyi bir lacivert takım ya da siyah da olabilir, v yakalı iyi bir sweater, çok iyi bir trençkot, çok iyi bir saat.

Giydirmek istediğiniz biri var mı?

Sofia Coppola’yı giydirmek isterim.

Stil sahibi olmanın da parayla alakası olduğunu düşünmüyorum.

Öğrencilerle ve üniversite ile alakalı sorulara geçelim. Öğrenci bütçesi ile iyi giyinmek, şık olmak mümkün mü?

Kendi tarzını kendinden bir şeyler katarak güçlendirmesi, kendi tarzını oluşturması önemli tamamen. Tabi ki şunu da eklemek gerek polyestere dayalı almaktansa daha az ama kaliteli parçalarla gardırobunu güçlendirebilir. Ama stil oluşturmanın, stil sahibi olmanın da parayla alakası olduğunu düşünmüyorum.

Gençlerin ve üniversitelerin moda üstünde etkisi nedir?

Bence tamamen birbirlerini yönetiyorlar. Üniversite gençliğinin algısı, yaratıcı fikirleri sokak modasını ve tasarımları güçlendiren bir oluşum. Moda üniversiteyi etkiliyor onlar da sokak modasını yaratıyorlar. Birbirleriyle döngü içindeler

Moda sektöründe yer almak isteyen öğrencilere verebileceğiniz tavsiyeler var mı?

Kesinlikle bu işin eğitimini almalılar ve daha sonra belirli yerlerde staj yapmalılar. Staj olmadan bu iş olmuyor. Girdikleri yerde en aşağıdan başlayıp yükselmeliler. Basamakları adım adım çıkmalılar. Az tecrübeyle yol almak imkansız. Değirmen çok hızlı dönüyor burada eğer bu dediklerimi uygulamayıp acele ederlerse kaybolup gidiyorlar.

Serbest Çağrışım

 Moda: dinamik

 Trend: geçici

 Tasarım: canlı tutan

 İstanbul: ilham

 Stockholm: çok cool

 New York: hayat dolu

 Üniversite: gençlik

 Kampüs: hareket

 Genç: motivasyon