Röportaj GZONE Yazı İşleri Müdürü Murat Renay

198

Söylenmeyen ve Ben Senin Bildiğin Erkeklerden Değilim kitaplarının yazarı, DJ, Türkiye’nin ilk ve tek eşcinsel yaşam dergisi GZONE ‘un Yazı İşleri Müdürü, on parmağında on marifet Murat Renay ile röportaj yaptık. 

Röportaj : Fatma İzci & Gönül Bayraktar

Deşifre : İrem Özcan

Türkiye buna hazır mı?

Murat_Renay

Biraz sizi tanıyabilir miyiz ?

1978 yılı İzmir doğumluyum. Çocukluktan beri bir şey üretme fikri hep vardı . Mesela annemin dergilerini kesip beyaz bir deftere yapıştırarak başka bir dergi yapıyordum. Liseden sonra Eskişehir Anadolu Üniversitesinde Sinema Televizyon okudum. Mezun olduktan sonra İstanbul’da bilişim sektörüne girdim. Aslında biraz yolculuk eşcinselliğimi keşfetmemle başlıyor. Kitap olsun, DJlik olsun, blog olsun hepsi sırasıyla gerçekleşiyor. Sinema Televizyon bölümünü çok severek okudum, radyoculuk da yaptım ama kendimi hiç orada görmedim.

Siz hem yazarsınız, hem DJ’siniz, hem de yazı işleri müdürüsünüz. Bunların arasında köprü kuran nedir ?

Bilişim sektörü dışında her şey ile köprü kuran eşcinsellik oldu. Ama yaptığım işler evrensel, sadece eşcinsellere müzik yapmıyorum ya da sadece onlara özel kitaplar yazmıyorum. Empati kursunlar diyerek anlatıyorum. Şöyle diyelim hepsinin ortak noktası, hepsi birbirini kovaladı. Türkiye gibi bir yerde maalesef ki sadece tek bir iş yapamıyorsunuz, sadece DJ olup sadece yazar olamıyorsunuz, parayı kazanmanız çok zor. Ama çok yönlü olmayı seviyorum . Fakat haddim olmayan bir şeye karışmam.

gzone

gzone.com.tr

Şuan GZONE dergisini çıkartıyorsunuz. Türkiye gibi bir yerde çok cesurca bir davranış. İlk sayı için nasıl tepkiler aldınız? 

Aslında şu soru şöyle:  “Türkiye buna hazır mı?” Beklemek ile olmuyor, hatta bugüne kadar olmamış olması tuhaf bence. Aslında pek çok yayın var hakkını yemeyelim, her ne kadar içerikleri daha çok siyaset ve sosyal bilimler olsa da. 20 yıldır yayınlanan bir dergi bir şekilde yayınını devam ettiriyor. Bizimkisi biraz daha empati kurmak amaçlı. Çünkü bir dergide oturup kuramları da anlatabilirdik. Ama onu ben kendi adıma üstüme vazife bulmuyorum, hem de doğru bulmuyorum. Fakat neden sevdiğiniz bir sanatçıya o bakış açısıyla sorular sormayalım, mesela Hülya Avşar ‘a, Nükhet Duru’ya. Herkesi aslında bu oyunun içine katmak istiyorum. Oyun demeyelim ama en azından kendi yaşam tarzımıza insanlara göstermek istiyoruz. Empoze etmek gibi bir amacımız yok, zaten olamaz.  Bizim açımızdan bakıldığında muhteşem bir şey yaptık diye düşünmüyoruz açıkçası, doğal sürecin sonucuydu. Biraz zamanı gelen bir durumdu, biraz da zorlandık. Bundan 2 ay önce biri bana bu dergiyi sen çıkaracaksın deseydi inanmazdım, gerçekten öyle bir hevesim yoktu . Fakat bunu biraz çıkarmaya mecbur kaldık gibi ama iyi de oldu, çok memnunum.

Derginiz heteroseksüellere de hitap ediyor mu?

Aslında şöyle odak noktanız dağınık olursa başarılı olamazsınız. Yani bir araba dergisi ben hem araba sevenlere, hem de spor sevenlere hitap ediyorum diyemez. Tabii ki bu derginin bir çizgisi var, eşcinsellere hitap ediyoruz. Onların yaşam tarzları, sevdiği sanatçılar, yaşadıkları ortam, bunların hepsine yer veriyoruz. Bunlar normalleştirme çabası, çünkü bu güne kadar hep ötekileştirildi, bir kenara itildi. Bu insanlar sanki hiç var olmuyormuş gibi, yaşamıyormuş gibi davranıldı. Biz aslında birbirimize çok benzediğimizi ama aslında benzemediğimizi göstermeye çalışıyoruz. Bizim bakış açımızdan dünyayı görmek isteyenler varsa onları bekliyoruz. Ayrımcılığımız yok. İçeriği boğmak değil fakat daha çok erkek eşcinsellere hitap ettiğimizi söyleyebiliriz. İyi bildiğimiz şeyleri anlatmaya çalışıyoruz. İleride kadın eşcinsellere de hitap edebiliriz.

Sizce moda dünyasında eşcinsellerin yeri nedir ?

Moda konusunda çok bilgim yok ama üstün körü bir şeyler söyleyebilirim. Feminen demeyelim ama konuya biraz daha “bir kadına ne yakışır?” o erkek gözüyle düşünebiliyor, o yüzden daha rahat hayal edebiliyor. Bilmiyorum eşcinsel olmayan erkek modacı var mıdır? İllaki vardır ama olan kadar başarılı olduğunu düşünemiyorum. Ama Türkiye’de nasıl derseniz, yurt dışı gibi çoğunlukta erkek modacıların çoğu eşcinsel ama kimisi bunu ön plana çıkartır, kimisi çıkartmaz .

Türk moda sektörü hakkında sizin görüşlerinizi alabilir miyiz?

Vizyonları gelişti diye düşünüyorum. Dünya globalleştikçe her sektörde olduğu gibi moda da etkilendi. Onlara cesaret veren Fashion Weekler, genç tasarımcıları destekleyen etkinlikler var. Bu yüzden son 10 yılda herhalde çok büyük bir yükseliş var. Genelde yurt dışında başarılı olan Türk modacılara baktığımızda orada oryantalizm etkilerini görüyorum. Türk modacının dünyada başarılı olması için adının sadece Türk olması yetiyor mu? Yani o adam son 10 yılda 15 yılda oranın moda terbiyesiyle çalışmıştır veya orda büyümüştür. Yani sırf kökeni Türk diye Türk modasını yönlendiriyor mu, ondan pek emin değilim.

Zeki Müren’ in eşcinselliğini yoksaymış bir ülkeyiz!

Türkiye’deki gençlerin eşcinselliğe bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bundan 5-10 yıl öncesine kadar insanlar yok sayıyorlardı. Hevestir, ondan yapıyordur gibi. Zeki Müren’ in eşcinselliğini yoksaymış bir ülkeyiz! Çok frapan giyinirdi ama hanım sevgilileri de vardı diyen anne babalardan geldik. Yok sayıyorlar. Toplum içinde dava yoktu, kanun yoktu hala yok ama bir sessiz şiddet vardı, yok sayılma vardı. Son bir kaç yılda aşmaya başlıyoruz. Özellikle gezi olaylarından sonra .Geçen sene onur yürüyüşünde çok gururlandım. Bilinç arttı. saygı duyulması gereken bir şey olduğunu farketmeye başladılar. Ama tabii ki duymayan da vardır, nefret besleyen de vardır. Ama üniversitede okuyanlar, eğitim düzeyi yüksek olanlar,  “benim ters tepki vermemem lazım, aman n’aparlarsa yapsınlar.” ı öğrenmeye başladılar . Ama tam olarak ne zaman saygı duyarlar bilemiyorum. Olumlu görüyorum ben şuan.

Üniversite ve moda kelimeleri yan yana gelince size ne ifade ediyor?

Hızlı tüketilen her şeye bir fobim var. Her şeyde bir hızlı tüketim var ama modada hem çok para harcatan hem de hızlı tüketilen şeyler var. Biraz problemli buluyorum, kişilik bozukluğu olarak buluyorum. İnsanların hayatlarındaki boşluklara onları koyduklarını düşünüyorum. Moda insanın kendine yakışanı giymesidir demeyeceğim ama illaki özendiğimiz, gerçekten trend olduğu için giydiğimiz şeyler var. İnsanın öncelikle kendisi olması lazım. Özellikle belli çevrelerde, özel okullarda öğrencilerin belli tip özenti davranışlar içine girdiklerini görüyorum ve üzülüyorum. Çünkü hayat giydiğin güzel bir kıyafetten ibaret değil, aslında hayat biraz kendini bulmakla alakalı. Ben de o yaşlarda çok farklı şeylere yöneliyordum, şimdi farklı. Kimseyi üstüne başına göre değerlendirmemek gerek.

Belli bir beden olmak zorundasın, sürekli slim fit olmak zorundasın, slim fit xxxl giyemiyorsun. Gençlerle ilgili hiç büyük bir beden yok, bu çok tuhaf. Modadaki en problemli bulduğum şey bu tek tipleştirme ve başka yaşam şansı vermiyor bize. Şekilciliğe çok önem verdiğimiz için sağlıklı düşünme gelişmiyor. Sen ona kilolu diye saygı duymuyorsan hayata 1-0 yenik başlıyorsun. Aynı şey eşcinsel insanlar için de geçerli, şekilcilikten kurtulmak lazım.

Üniversite öğrencilerine iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?

Kendini bulma yolculuğu uzun sürebiliyor ve genelde 30lu yaşlarda olabiliyor. Üniversite yıllarımda sağa sola çok savrulurdum,hatalar yaptım. İnsanın kendine güvenmesi gerektiğini düşünüyorum. LGBT insanlarına kendilerine güvenmelerini ve eleştirildikleri için yanlış bir şey yaptıklarını düşünmemelerini öneriyorum. Artık aileler biraz daha genç ve dünya gelişti, internet gelişti, her şeyi araştırabilirler. En önemli şey kendilerini keşfettikleri zaman hayatı cinsel yaşamdan ibaret görmeyip kariyerlerine odaklanmaları olmalı.

GZONE dergisinin Eylül sayısını okumak için : gzone.com.tr/eylul2014/

CEVAP VER

4 + five =