Maritsa ile Kampüs Röportajı

276

Maritsa ile stil bloggerlığının tanımı ve ilk akla gelen ismi haline gelen Meriç Küçük ile mezun olduğu okulda, Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs’te moda sektörü, bloggerlık ve üniversitede moda algısı üzerine konuştuk. Meriç’in dinamikliği ve güler yüzü ile röportaj ve fotoğraf çekimleri sırasında çok eğlendik. Siz de eminiz okurken çok keyif alacaksınız.  Keyifli okumalar!

Röportaj :  Ecem BAYAR & Fatma İZCİ
Fotoğraf : Ahmet Bintaş

 

IMG_9733Dijital medya, dünyanın hiç bilmediği bir sektör.

Maritsa’yı daha yakından tanıyabilir miyiz? Blogunun hikayesinden bahseder misiniz biraz?

Üniversitenin son yıllarında herkeste olduğu gibi bende de “Eyvah şimdi ne yapacağım? Ne olmak istiyorum?” soruları dolaşmaya başladı ve tam o sırada izlediğim Julie & Julia filmi beni çok etkiledi. Moda sektörünü istiyordum ama işin içine girememiştim. Türkiye’de dergicilik işi de hiç hayal ettiğim gibi değildi. Modanın farklı dalları da düşündüğüm gibi değildi. Bir işe hayal ederek başlarsın. O filmi izledikten sonra da blogla hayatını değiştirebilme ve dünyaya ulaşabilme düşüncesi beni heyecanlandırdı. Hiçbir şey bilmeden blog açtım. Bloga ilk başladığım sıralarda daha çok yazı yazıyordum, takipçilerim arttı, derken bu işi filmde olduğu gibi değişim olarak kabul ettim ve devam ettim. Blogumun ilk ismi ‘Hayata Makyaj Yapın!’dı. Daha sonra blogu MARITSA yaptık ve bu günlere geldik.

Blogun geldiği haliyle memnun musunuz?

Aslında bu kadarını hiç hayal etmemiştim, sadece “ya tutarsa” diyerek zar attım. Genel olarak hayatıma baktığımda hiç tahmin etmediğim yerdeyim. Dijital medya, dünyanın hiç bilmediği bir sektör. Logaritması hiç belli olmayan bir iş yapıyoruz, bu yüzden artık tahmin etmeyi bıraktım ve akışına göre hareket ediyorum.

Sence Maritsa’yı bu kadar popüler yapan ve diğer bloglardan ayıran şey nedir ?

Öncelikle Türkiye’de ben blog açtığımda çok az sayıda blog vardı ve bir çoğu da karışıktı. Spesifik bir stil blogu yazdığım için okuyor olabilirler. Blogun en başlarında daha çok yazıyordum, insanlar biraz daha samimi buldular. Benim giydiklerim Türkiye standartlarının, sokakta gördüklerinin biraz dışındaydı ve insanların ilgisini çekti, nasıl taşıdığımı görmek istediler. Bu yüzden takip etmek istediler diye düşünüyorum ama tabii bunu beni takip edenlere sormak daha doğru olur.

Peki Maritsa’nın olgunlaşma ve oturma süreci ne kadardı ? Bloglarda patlama noktası mı oluyor ?

Bende 7-8 aydı sanırım, hiçbir fikrim yok ne olduğuna dair ama bir anda insanlar beni keşfetmeye başladı. Pull And Bear’la yurt dışında bir proje yaptım. Onun hemen akabinde Elle dergisi benle ilgili yazı yazmak istedi. İşler 2 ayda önüme yığıldı, basın da geldi, proje de geldi, yurt dışı işi de, Türkiye işi de geldi. Bir anda keşfedilmiş gibi hissettim ya da insanla takipteydi ve o son aylarda içerikler güzelleşmeye başlayınca yorumlar sıklaştıkça duyulmaya başladı. Önüme bir sürü kapı açıldı. Şanslı bir dönemdi. Ondan sonrası blogspotun kapatılması dönemine denk geldi ve tam yükselişe geçmiştim, açılmasını bekleyemedim. Tabii hemen blog açtık.

maritsa_boğaziçi

Blogunda bazen senin ya da annenin tasarımlarını da görebiliyoruz. Bu işe girerken tasarım eğitimi almayı düşündün mü?

Hayır düşünmedim. Çünkü ben tasarımcı olmayı hayal etmedim. Saatlerimi kumaşların arasında geçirip yeni bir dünya yaratmayı istemedim. Evde bir dikiş makinem var ama kalıp çıkarmayı asla öğrenmeyeceğim. Eğitim almadım, almayı düşünmedim çünkü moda editörlüğü diye bir kavramın eğitimi yok. Bu işin içinde olanlar mutfağından gelip bu işi öğrenmişler. İleride bir gün yine bu işi yapacak olsam, yine moda tasarım okumazdım, psikoloji okurdum. Moda tasarımı okuyup moda tasarımı yapmak değil de başka bölümün eğitimini alıp modayla beslemek en güzeli. Background farklı olan insanları ayrı bir seviyorum, zekaları farklı yönde çalışıyor, farklı bir bakış açısıyla bakabiliyorlar.

maritsa_boğaziçi

İyi bir moda blogger’ı olmanın maddiyatla alakası yok.

Seninle ilgili bir yazıda “modellik yapmak istemiyorum” dediğini okumuştuk. Fakat son zamanlarda seni modellik yaparken görüyoruz. Bu konudaki çalışmaların artacak mı?  Meriç bu yöne de kayıyor diyebilir miyiz?

Yaptığım iş modellik değil, Lidyana’da da Hotiç’de de var oluş sebebim, Maritsa olmam. Markalar modellerle de çekim yapabilirler ama var olan, yaşayan bir kadının ruhunu istiyorlar. Markaların celebrity işbirliklerinin sebebi de budur. 25 yaşında, İstanbul’da yaşayan, kendi işinin peşinden koşan, ayakları yere sağlam basan, güçlü bir kadın imajı yaratmak istedikleri ve ben de böyle kadınların bilineni olduğum için benimle çalışıyorlar. Çekimlerde blogtaki gibi poz veriyorum, en önemlisi Maritsa oluyorum. Yaptığım işe modellik demek istemiyorum o yüzden. Başka markalar da beni ben olduğum için kullanacaksa eğer tabii ki poz veririm.

Seninle de çok başarılı bir şekilde gördük, bloggerlar artık bir markanın reklam yüzü haline gelebiliyor. Bu alanda bloggerlara ilham verdiğinizi düşünüyor musunuz?

Bloggerlara ilham veriyor muyum bilmiyorum ama markaların ilham alması gerekiyor. Sektörün ayılması lazım. Dünya’ya oranla Türkiye’deki blogger işbirlikleri, dijital medya, sosyal medya, ajanslar biraz geriden gidiyor. Markalar sosyal medya ve dijital marketing projelerine korkunç bir şeymiş gibi yaklaşıyorlar. Dergiye reklam verip reklamın kaç kişiye ulaştığını bilmiyorlar ve dijital medyayı kullanmaya korkuyorlar. Dijital medyada kaç kişiye ulaştığını, postu kaç kişinin okuduğunu, sayfada ne kadar süre kaldığını görebiliyorsun, öyle bir avantajı var. Türkiye’deki bloggerları hem markalar hem de medya sektörü desteklemeli diye düşünüyorum. Ben kendi ülkemde bir markanın marketing müdürünü tanımıyorken, İtalya’daki ofis ile iş yapıyorum.

 

maritsa_boğaziçi

Günümüzde blogger sayısında ciddi bir artış var, bunu olumlu ve olumsuz olarak nasıl değerlendirirsin?

2 -3 kişiyle devam etseydi bu bloggerlık kimse tarafından fark edilmezdi. Şimdiki artışın sebebi aslında biraz popülerlik; dönem dönem popüler olan işler herkes tarafından yapılmaya çalışılıyor fakat kimi yapıp yoluna devam ederken, kimi sekteye uğrayıp bırakıp gidiyor. Bu bir karma ve herkes şansını denemek istiyor. Blogger fazlalığının benim yaptığım işe bir zararı yok, aksine sektör besleniyor. Her işte olduğu gibi bu işte de iyiler aradan sıyrılıp yoluna devam edecek.

İyi bir moda blogger ı olmanın maddiyatla bir ilgisi var mıdır?

Aslında parayla bir alakası yok. Benim blogumda anlatmaya çalıştığım şey de buydu. Ben bu kıyafeti bu şekilde giyeceksiniz demiyorum. Bir siyah pantolonu Beymen’den de Koton’dan da alabilirler, önemli olan nasıl kombinlendiğidir. Ben Paris Fashion Week’e annemin diktiği elbise ile giderken yanımdaki kadın full Chanel giymiş. Ben onu giysem o kadın gibi taşıyamazdım. Ben ömrümde baştan aşağı Chanel giymediğim için, kendimi vitrinde gibi hisseder ve nasıl davranacağımı bilemezdim. O kadın da benim giydiğimle kendini iyi hissetmeyecek. Bu tamamen stil ile alakalı. Parası olan alacak ki sektör dönecek. Onun yarattığı koleksiyon dünya modasına ilham verip 3 sezon sonrasını söyleyen markaların da satın alınması gerek. Birileri de tasarımcı giyecek ki, Türk tasarımcılarımız olsun.

maritsa_boğaziçi

Türk stili denince akla Anadolu işlemesi gelirken onu da Avrupalı koleksiyoncular kullanıyor.

Türk modasının dünyadaki yeri hakkında düşüncelerin nelerdir?

Dünya’nın gözünde bir moda algımız yok. İngiliz stili, Fransız stili dediğimiz gibi Türk stili diyemiyoruz. Türk tasarımcıların koleksiyonlarında bile Türk izleri göremiyoruz. Türk stili denince akla Anadolu işlemesi gelirken onu da Avrupalı koleksiyoncular kullanıyor. Türk tasarımcılar Avrupa’da eğitimlerini alırken doğal olarak Türk stili denen bir şey ortada olmuyor.

Bir tek tasarımcılarımız var, onlar da Türk stili tasarımcıları olarak değil dünyayı giydiren Türk tasarımcıları olarak biliniyorlar. Hakan Yıldırım, Hussein Chalayan gibi. Ama dünya modası Türklerden besleniyor mu, emin değilim.

Medya ve moda dergilerini göz önünde bulundurursak, orası daha umut verici. Vogue Türkiye editörü dünyada bilinir mesela. Türk moda bloggerları olarak da dünyaya ilginç geliyoruz. Çok fazla bilmedikleri bir market, sokaktaki olup bitenden fazla haberdar değiller. Dünya için İstanbul mistik ve tüketici hareketlerini henüz çözemedikleri bir yer. Satılan ürünlerinin nerede giyildiğini görmek istiyorlar, bunu da bloggerlar sağlıyor.

maritsa_boğaziçi

Bu kadar tasarımdan bahsetmişken kendi stiline en yakın bulduğun, giymekten zevk aldığın tasarımcılardan bahseder misin?

Bu çok zor bir soru. Sevdiğim yemekleri sorman gibi bir şey ve benim cevabım da hiçbir yemeği ayırt etmem .

Bir kadının dolabında olması gereken 3 parça nedir?

Siyah skinny  jean , siyah kalem etek ve beyaz gömlek. Altındaki ayakkabıyı değiştirmek suretiyle bu üçlü ile bir ömür geçirilebilir.

Şuan Nil Ertürk ile ortak bir çalışma yürütüyorsunuz. Apartment 11nedir ?

Aslında o bir lifestyle blogu fakat biraz daha web site tarzında. Kendi stil bloglarımızda gittiğim restaurantı, yediğim yemeği paylaşmak biraz absürd olduğu için Nil Ertürk ile Apartment 11’i açtık. Nil ve benim günlük yaşamımızda neler yaptığımızı, neler yediğimizi, nerelerde ne beğendiğimizi paylaştığımız bir günlüğümüz.

maritsa_meriç_küçükSon olarak da üniversitelere değinelim. Boğaziçi Psikoloji’nin hayatında ne gibi yeri var? Bu sektöre girmende bir etkisi oldu mu? 

Biraz megalomanca bir şey belki ama ben Boğaziçi’nde okuyan ve hakikaten biraz kafasını aydınlatmaya gelenlerin bu okuldan çok şey aldığını düşünüyorum. Geldiği gibi çıkanlar da çok. Ama benim için burası Dünya’ya açılan kapıydı. Zaten çok küçük bir şehirden geldim. İstanbul’u istiyorum evet, Boğaziçi’ni istiyorum evet ama daha fazlasını ön göremiyordum. Ama şuan Dünya’nın her yeri benim için gidilebilir. Dünya’nın her yerinde bir şeyler yapabilirim. Okuduğun okul bir özgüven veriyor. Bu okulda ben bireysel olmayı öğrendim. Çünkü İstanbul’a aileden kopup gelmek çok bireysel bir hareket, tek başına ayakta kalman gereken bir süreç. Bu okulun öyle bir tavrı var, insanları kendi sözünün arkasında durmaya itiyor. Her şeyi olabileceğinin güveni bambaşka ve ben onu burada aldım.

Psikoloji okumanın faydaları bitmez herkese tavsiye ediyorum. İnsana dair bir şey okumak çok keyifli. Eğer bilgisayar kodu yazmayacaksam bu diploma her yerde işe yarayacak diye düşünüyorum. Çünkü insan ilişkilerini ve nasıl hitap etmek gerektiğini öğrendim. İş hayatında patronun ve senin altındaki insanlar arasında nerede denge de duracağını daha iyi, hızlı ve hata yapmadan öğreniyorsun. Kendini sorgulama eğilimde oluyorsun, bu hayatım boyunca bende kalacak özelliklerden birisi.Psikoloji okumanın böyle bir güzelliği var ve yine seçecek olursam Boğaziçi Psikoloji’yi seçerdim.

         Peki bu sektöre geçtiğin zaman bu okuldaki arkadaşlarının yani çevrendeki öğrenci profilinin verdiği tepki ne oldu ?

Ben şanslıydım herhalde benim çevremde pek sığ görenler yoktu. Zaten buradayken çok okul insanı değildim ve hiç kimseden garip bir tepki almadım.

maritsa_röportaj

Boğaziçi çok farklı tarz ve stilde insanları barındıran bir üniversite, muhtemelen özel üniversiteye göre devlet üniversitesinde bunlar daha çeşitleniyor. Öğrenci olduğun zamanlara dönersek öğrencilerin modaya algısı nasıldı?

Yoktu. Ama bu güzel bir şeydi çünkü kimsenin umurunda değildi. Moda algısı olan bir topluluğa girmeye başladığın zaman inanılmaz yargılayıcı olacaklardır ve aslında bu insanı gergin kılıyor. Ama burada ne giysen kimsenin umurunda değil. Topuklu giysen 3 defa bakarlar sonra herkes hayatına devam eder. Ben pijamayla geldiğim bile oldu ve kimsenin umurunda olmazdı. Herkes içtiğin iki kahve, üç sohbet, beş sigaradaydı ve bu o kadar keyifliydi ki. İnsanların bu kadar umursamaz olması Avrupa standartlarında bir şey. Londra da metroya biri kürküyle, biri kaçmış çorabıyla biner, yine de kimse kimseye dönüp bakmaz. Birbirini bakışıyla bile rahatsız etmez. Bizde problem şu, insanları kıyafetine göre yargılama ve sorulama var, niyeyse? Bazen çok şık giyindiğinde bile insanlar için sinir bozucu olabiliyorsun. Dünya giderek daha acımasız hale geliyor ve stil sahibi olmak giderek zorlaşıyor. Çok güçlü olmak lazım, eleştiri bombardımanını umursamamak gerek.

Moda algısı, zengin kadınların evde vakit geçirmek için yaptıkları bir sektör gibi geliyor ama Dünya’nın en büyük cirolarının döndüğü sektör aslında. 

Aslında bizim projemizde yapmak istediğimiz biraz da o. Moda sektörünü çok hafif algılayan bir kesim var. Biz aslında onu kırmak istiyoruz. Modanın aslında bir sanat olduğunu bir tarihi olduğunu çok ciddi bir emek gerektiren alan olduğunu vurgulamak istiyoruz.

Birilerinin bu konuyu ciddiye alıp emek harcıyor olması bence inanılmaz bir şey. Moda algısı, zengin kadınların evde vakit geçirmek için yaptıkları bir sektör gibi geliyor ama Dünya’nın en büyük cirolarının döndüğü sektör aslında.

Son olarak Fashion bloggerlara bir önerin var mı?

Öncelikle ne yapacaklarına karar vermeleri lazım. Biraz ondan biraz bundan olmuyor. Kendilerini nasıl en iyi yansıttıklarına karar verip o yönde gitmeleri lazım. Stil blogu yapmak kolay değil. Çünkü görseli yüksek bir iş. Dünya standartlarıyla yarışabilmek için çok iyi kareler koymak lazım. İyi makinalar istiyor ki, iyi makina almak ucuz bir şey değil. Tam tersini yapıp ben bu konu ile ilgili yazı yazacaksalar içini doldurmak lazım. Gündemi hızlı takip edip düzenli akışta vermen lazım ki, seni takip etsinler.

maritsa_röportajmaritsa_röportaj maritsa_meriç_küçük_boğaziçi

 

Röportaj çözümü için İrem ÖZCAN ve Mine MERİÇ‘e teşekkürler.