Röportaj Tanju Babacan

954

Kırmızı sakalı ve eşsiz kişiliği ile dikkat çeken başarılı modacı Tanju Babacan, içtenlikle sorularımızı yanıtladı. Moda hayatını, nerelerden bu günlere geldiğini, iyisiyle kötüsüyle tüm o uzun süreci masal gibi bazen de fazlasıyla gerçekçi anlatan Tanju Babacan ile Üniversite Modası olarak sohbet etmeye doyamadık.

Röportaj : Fatma İZCİ & Ecem Bayar & Yağmur Korkmaz

Fotoğraf : Ahmet Bintaş

tanju_babacan_üniversite_modası

Ben bu işe başladığım zaman stilist kelimesinden bihaberdim.

Kendi tasarım sürecinizden biraz bahseder misiniz?

Bu ülkede modacı duayeni olarak adı geçen adam Yıldırım Mayruk’tur. Kendini terzi olarak ilan eder. Hemen ardından Cemil İpekçi gelir. Ondan evveline baktığınızda Canan Yaka’nın terzi annesi Mualla’dır. Belirli bir döneme kadar böyle yürüyen moda sektöründe Tanju diye bir adam var. Yaptığı işten kendisi ve tüm sülalesi bihaber. Tanju hafif kırık olduğu için Zeki Müren’imsi bir şey diye bakıyorlar. “Benim çocuğum modacı olacak” diyebilecek bir aile yapısında değildim.

Tam bu sıralarda bir öğretmenim bana bir ders veriyor, bu ders de vitrin dersi. Mankenleri dekupe ederek hazırlıyorum. Bu hazırlığım doğrultusunda öğretmen bana bir anda hayatımda parlayan bir fikir öne sürüyor. “Sen stilist olmalısın.” Ben stilistliğin ne olduğunu bile bilmiyorum, ben ancak terziliği biliyorum. Ben ancak evimde bir Barbie bebeğe kıyafet keserken niye iki kol aynı olmuyor diye hırslanan bir adamım ama maksimum terzi hırsında bir şey bu.

Velhasıl Tanju Babacan liseye giderken üniversitelerde moda tasarım bölümü olmadığını fark ediyor. Zaten okumaya çok meyilli ve bayılan bir adam değil, kötü örnek oluyorum ama… O zamanın en cafcaflı, en önemli kurslarından biri olan gerçekten eğitim veren ticarethane gibi yürümeyen bir yere kaydoluyorum. Okul hayatım o noktada benim için bitiyor. Dolayısıyla lise terk bir adamım ben. Burada çizim öğrenmeye başlıyorum. Beni beğeniyorlar, seviyorlar, pohpohluyorlar. Derken ben oradan mezun olduğum gibi çok büyük bir şans ile Çapa ailesinin yanında iş hayatına başlıyorum. Bir otostop ile geldiğim noktada İzzet Çapa ile tanışıyorum ve ilk iş hayatım böyle başlıyor.

Denklem devam ediyor. Maksim kokusu sinmiş büyük devler var. Devliğiniz neye? Daha evveliniz yok ki devliğiniz önemli olsun. Şimdi de ben dev olmaya hazırlanıyorum. Yeni mezun olacakların devleri biziz. Sizden birileri sıyrıldığı zaman bu gruba dahil oluyorsunuz. Bir otuz sene sonra ise sizi de eskilerden sayacaklar. Böyle bir şansınız var.

Bir kültürden geliyorsunuz. Bu tasarımlarınıza yansıyor mu?

Abhazayım. Müşteriye özel yapmamın dışında hiç bir Çerkez koleksiyonuna imzamı atmadım. Yaparsam çok iyi yapacağımı düşünüyorum. Çünkü safkanım. Atalarımız Abhazya’dan göç etmişler. Eğer böyle bir şeye imza atarsam, bu kültürü çok iyi bildiğim için herhalde en iyi koleksiyonum olur.

tanju_babacan

Neden Red Beard? Özel bir anlam ifade ediyor mu? Red Beard markasının çıkış noktasından ve gideceği noktadan biraz bahseder misiniz?

Bizim bir hazır giyim markamız olmak zorundaydı zaten. Couture hizmetin seramonisi başkadır. Cemiyet ve bazı starlar bu kaliteyi bilirler ve bu kaliteyi sergilemek isterler. Bu güzel bir zamandır, düşünsenize bir tasarımcıdan randevu alıyorsunuz, size bir servis veriyor. Bu kadar cool bir şey yok!Ama ülkemize Çin’den, Amerika’dan inanılmaz tuvaletler geldi, cangıl cungul. Özgür (Masur ) ile bazen Nişantaşı’nda birbirimizle karşılaşıp vitrinlere bakıp dalga geçiyoruz, biz bu kadar işlemeyi yapamayız diye. Ama bu, imkanı olduğu halde vizyonu düşük insanlar için de alış gücü yüksek olmayan insanlar için de iyi oldu. Couture dünyada bir yandan değer kazanırken bir yandan kaygan zeminde. Ama el işi hiçbir zaman değerini kaybetmez, sanat her zaman sanattır. Bizim de bir sistemin ve döngünün içine girmek adına bir hazır giyim markamız olmak zorundaydı. Bana kalsa hiç olmazdı. Çünkü bunun bohemini yaşayan bir adamım.

Denemeler yapmaya başladım. Bu arada Burçin İnan Özel benim marka danışmanım, her şeyimi üzerine yüklediğim kişidir. Dedi ki; Red Beard olsun o zaman markamız, logo çalışmamızı yaptık. Sevgili Serdar Erener dünya normlarında çok şık bir şey olduğunu iletti. “Ben Buraya Çıplak Geldim” koleksiyonu ile Red Beard’ı Türkiye’de ve İtalya’da bağzı noktalarda duyurduk. Red Beard ömür boyu benim altında çalıştığım bir şey olmayacak, bu markanın başka arkadaşlara teslim olacağı zamanlar gelecek ve ben couture hizmetime devam edeceğim. Red Beard, şuan için koleksiyonunu ben hazırlasam da, bu çocuğu büyüten büyük bir ekiple çalışıyor. Akılda kalan bir isim, ben ismin altında he kadar kırmızı sakallı kalırım o belli değil. Kendimi zorunlu hissetmiyorum, sevmeye başladım.

Red Beard by Tanju Babacan kimlere hitap ediyor?

Bir koleksiyon hazırladığım zaman Red Beard çatısı altında yaptığımı bilerek, hangi yaş aralığına hitap edeceğini düşünüyorum. Daha sonra kadın yelpazesinde muhafazakar-muhafazakar olmayan, lezbiyen-lezbiyen olmayan, falan-falan olmayan, her kadının koleksiyondan en az iki parçamı beğenmesini hedefliyorum. Hazır giyimde tasarımcı olarak daha özgürsünüz, couture‘de o kadar özgür olamazsınız.

tanju_babacan_BW

 Rabia işareti yapmadım.

Fashion Week’te tasarımlarınızdaki “Kahrolsun Bağzı Şeyler” yazısı ve pantolonunuzdaki “Yasak Ne Ayol?” yazısı ile dikkat çekmiştiniz. Bu yazıları Gezi Parkı olayları sırasında duymuştuk. Ayrıca başınızda türban vardı. Hatta Rabia işareti yaptığınızı söyleyenler bile oldu.

Rabia işareti yapmadım. Cüneyt Özdemir’e de söyledim. Bir tek onu kabul ettim zaten bütün basın üzerimize çullandı ama biz hiç birine çıkmadık. Rabia işareti yapmadım, elimi selam vermek için kaldırdım.

Nasıl tepkiler aldınız o dönemde?

Şimdi konumuz zaten Generation Y. Tüm dünya genelindeki bu hareketlenmeler, beğenseler de beğenmeseler de başkaldırılar… Dünyadaki bu hareketleri sosyal medyadan ya da televizyondan takip ederken bir yandan da,Teşvikiye’de oturuyorum, dibimizde olay patlıyor. Bir de ben başbakana oy vermiş bir adamım. Orada bütün olayları birebir yaşadım, benim başbakana oy vermiş olmam her şeye onay veriyor olduğum anlamına gelmez. Ben bir şeye katılıyorsam ancak insani ve vicdani hareketimle katılırım. Benim babam var, artık yok, Allah rahmet eylesin. Babam evde nefes makineleri ile yatarken o saçma sapan gazla muhatap olmak zorunda kaldık. Kaybederek babamın ne kadar kıymetli olduğunu anladım. Zaten travma yaşıyorum ve orada koleksiyon hazırlamak zorundayım. Evet, bazı sloganları ele aldık.

Ben Kur’an-ı Kerim’i referans alarak gayliğe tövbe etmiş bir adamım. Ben oraya “ Yasak Ne Ayol ” yazdıysam anlamı ortada. Bütün sloganları koydum, bu ülkede olup da “Kahrolsun Bağzı Şeyler” deki yumuşak g’yi görmeme şansın yok. Bu ülkede homofobik dahi olsan “Yasak Ne Ayol”u duymama şansın yok. Buradaki finaldi mevzu olan. Bu kadar haklardan bahsetmişken, bir dakika! Ben şurada yedi senedir namaz kılıyorum ama kişilerin kapanma hakkı kaç senedir konuşuluyor? Buradaki kadın “kardeşim, ben inancımdan ötürü kafamı kapıyorum” diyor. Allah inancından dolayı kafasını kapatmak isteyen bir kadını zorlayamazsın. İsteyen rahibe kıyafeti giysin, isteyen başını açsın, herkes istediğini yapsın deseydik, deselerdi, bugün böyle bir hadise ile karşılaşmamış olurduk. Ben bu kadar yasağın ortasında eşarbı hiç görmediğimi söyleyemezdim. Ben eşarbı takmadan önce, eşcinselliğe tövbe ettiğini tüm Türkiye’ye duyurmuş bir adam olarak, kemer yapıp belime yazdım : Yasak Ne Ayol!

Sizce moda dünyasında politikanın yeri var mı?

Olmaz mı? En başta modanın inancı vardır. Bugün Elizabeth döneminden bir koleksiyon yaptığınızda o muhteşem haçları aralara koymama şansın var mı? Elizabeth dönemi bir koleksiyon yaptığınız zaman Hristiyanlık akar üzerinden. Modanın dini var. Dini olan bir şeyin siyaseti olmaz mı? Siyaseti de var.

Sizce moda alanında eşcinsellerin yeri nedir?

Bir kere yelpazenin önemli bir yerini onlar kaplıyorlar. Eşcinseller ağırlıktadır doğrudur, dünyada da eşcinsel ağırlığı vardır;ama kırılmalar var, eşcinsel olmayanlar var tabii. Çocukluklarında, buluğ çağlarında öyle duygularla çıkılıyor ki o merdiven. Hitabeti ve vücut dili var bu işin. Bazen bir elbiseyi bir müşterime anlatırken kâğıt kalem kullanmadan vücudumla anlatabiliyorum. Moda alanına neden bu kadar kaymış peki? O naif hareketleri yapan çok büyük marangoz ustaları var. Ama ben değişeceğini düşünüyorum.

Bu arada kitap yazmaya başladım, mazimdeki eşcinselliğimi yazıyorum.

tanju_babacan_röportaj

Türk Modası ’nı uluslararası düzeyde nerede görüyorsunuz?

Hüseyin Çağlayan’ımız var, Bora’mız var, Hakan Yıldırım’ımız var. Mayalar çalındı, bir şeyler yapılıyor. Kafi mi, değil. Önemli mi, çok önemli. Ben önümüzdeki 10-15 senede Türkiye’nin bu konuda star olacağını düşünüyorum.

Daha önceki yıllara baktığımızda sandıktan çıkarılmış Osmanlı kıyafetleri gibi kıyafetler gösterilip geri getirilirdi. Sektöre doğru dürüst devlet desteği yoktu. Şimdi bir ataklar var, o yüzden ben olacağına inanıyorum.

Olacağını şuradan inanıyorum, had ve yerimi biliyorum. 45 yaşında biriyim, mutfağın başka şeyleriyle ilgilenerek gelmişim ve o ilgi alanında kalmayı yeğleyip genç kuşak olan Burçin Bey’e nakletmişim bazı şeyleri. Bazı yerlerde hiç düşünmüyorum bile. Hazır yanımda başka asrın adamı var, ben kendi asrımdaki tecrübemle ona katkıda bulunayım, o da başka asra taşısın diye bakıyorum.

Türkiye’de ve dünyada en beğendiğiniz tasarımcılar kimlerdir?

Türkiye’de en başta şu Fashion Week ’te bile üç kuruşluk parayı bir araya getiremeyip de katılamayan, onlara imkan tanınmayan başarılı arkadaşlarım var, onlara çok üzülüyorum. Yeteneksiz olan yürüyor, orada alkışı topluyor. Zaten ülkede doğru dürüst defile mi vardı? Düğüne gittiğinde geline gelinliğin beş para etmez diyemezsin.

Elif’i (Cığızoğlu), Özgür’ü (Masur), Selin Baklacı’yı, Özlem Kaya’yı, Gül Ağış ’ı beğeniyorum. Ama hepimiz birbirimize kritiklerimizi yapıyoruz.

Günümüzde hala lüks için hayvanların kürkleri kullanılabiliyor. Sizin bu konuda duyarlı olduğunuzu biliyoruz. Ama bu önlenebilir mi?

Maalesef Türkiye’deki bütün starlar kürkle ilgili bir şey söylerken hepsi kürk giyiyorlar. Ben kendi adıma kendimi öldürüyorum, kürk giymeyiniz diye. Bütün imitasyon kürklerin altı örgü tabanlıdır. Mesela “Ben Buraya Çıplak Geldim” koleksiyonunda Nil Karaibrahimgil ’e “öldürerek değil ördürerek giyin” başlığı altında giydirdiğimiz imitasyon kürk ile dikkat çekmeye çalıştık. Ama bunu değiştiremiyoruz, kürk sektörü devam ediyor. Bir de kürkçüler şöyle bir şey söylüyor, “Tanju Bey, onlar çiftlikte yetişmeler.” Benim gibi dindar bir adama bunu söylemeyin bari. Ruhu kim veriyor kardeşim? Ruhu Allah ona vermese o hayvan hareket edebilir mi? Etinden, sütünden faydalanılan hayvanları anlayabilirim ama kürk çok zor bir savaş.

üniversite_modası_röportaj

Herkesin kızı modacı olmak istiyor.

Türkiye’de modacı olmak nedir sizce?

Bu ülkenin basını aşikar ortada. Kabiliyeti ve tecrübesi olmayan herhangi birini size modacı paketinde sunar. Sabah analarımız babalarımız Seda Sayan’ın karşısında çiftetelli ile oynuyorlar, kim kimle evlenecek diye merak ediyorlar. Hangi modadan bahsediyorsunuz?

Modanın diğer bölümüne gelelim ; Merter, ana damar, Laleli, ana damar. Bu ana damardaki tesbihi ile sağını solunu karıştıran patronlar firma tasarımcısını alıyor, Paris’e, Londra’ya götürüyor. Mağazalardan örnekleri alıp burada hemen kopyasını yaptırtıyorlar.

Sizce moda dünyasındaki bu farklılıklar bu yolda ilerlemek isteyen insanları korkutmalı mı?

Hayır korkutmamalı. Sistem buydu, biraz değişmeye başladı. Bu işi ileri kiyıllarda profesyonelce yapmak istiyorsanız çok donanımlı olmalısınız. Benim tavsiyem, her noktadan bir geçiş yapmak da fayda var. Çünkü bu sizin tecrübenizi ilerletiyor.

Modacılık öyle bir hal aldı ki… Bir kere akrabalarınızın arasında modacı adayları var, yolda sizi çevirip de kızı için staj soranlar var. Herkesin kızı modacı olmak istiyor. Herkesin kızı kendini ifade ederken, gerçekten bu işe gönül vermiş sizler gibi ifade ediyor kendini. İlk önce er meydanına çıkacaksınız.

Sabır… Birbirimize vermek zorunda olduğumuz en önemli tavsiye. Sabrı varsa mutlaka sonuna erişecektir.

 Tafta ile ipek sateni birbirinden ayırt edemeyen, kumaş bilmeyen editörler oturmuş eleştiriyor.

Moda sektöründe, özellikle Türkiye bazında, en çok neleri eleştirirsiniz?

Biz “ben yaptım”dayız. Giyimde teknolojinin yapacağı bir şey var. Konfeksiyon alanında teknoloji ilerledikçe sen bir şeysindir. Couture’de de dikişin ilerledikçe gelişirsin. Dike dike couture’ün ilerler ama onda da bana bir şey yaptım diyemezsin. İçeriden bir kitap getireyim, sana sadece gapyerin tarihçesini anlatan. Her şey yapılmış. Eskiden ben İsmen Çorozu gibi geçerdim en öne, “ben yaptım, ben yaptım” diye. Şimdi ben kendi haddimi bilmeyi öğrendim. Herkes de kanatlarını bir aşağı indirsin, böyle bir egoya gerek yok. Sen şu nefes alıp verdiğin yaşamda tecrübeni ya da tecrübesizliğini, ilerlemiş teknolojiyi kullanarak o andaki duygu ve düşüncenle, bir cenazenle, bir seksinle, bir mutluluğunla, bir aşkınla yeni bir yorum katarsın. 30-40 parçalık bir koleksiyonda da eğer akorları doğru basmayı biliyorsan, mesela 8. Parçanın 18. parçayla öpüşmesi gibi, güzel bir ahenk sunarsın. Editörler, tafta ile ipek sateni birbirinden ayırt edemeyen, kumaş bilmeyen editörler oturmuş eleştiriyor. Siz kimlerdensiniz diyesim geliyor. Hangi köke sahipsiniz ki editör oldunuz?

Sektörün şöyle büyük bir açığı var. Hepiniz her an her şey olabilirsiniz. Kapınızı düğmemizi ilikleyerek çalmak zorunda bile kalabiliriz. Bu benim öfkem. Ben zaten ekmeğimi kazanıyorum. Beni tercih edenler geliyor. Ama bu kadar gelen stajyerin arasındaki iyi ve kötüleri çok iyi görüşüm ve üniversite konferanslarındaki manzaralar dan bu agresifliğim. Bu sisteme bir düzelme gelmek zorunda. Türkiye’de deli gibi takip ettiğiniz kaç tane editör var? Herkes bir blog yazarı olmuş. 4 tane elbiseyi birbirine eklemiş yazıyor veya üniversitedeki genç kızlar güzel giyiniyor diye kendilerini modacı adayı zannediyorlar. Modacı olmak; terzilik, kalıp, atölyenin tozu demek. Böyle bir acı bölümü var. Mutlu bölümünü de biliyorsunuz zaten, ne güzel moda konuşabiliyoruz!

Mart ayında yapılacak olan Mercedes Benz Fashion Week İstanbul’da yer alacak sonbahar/kış koleksiyonunuzdan biraz bahseder misiniz?

Türkiye Astronomi Derneği’nden danışmanlık alıyoruz. Bu danışmanlık doğrultusunda NASA’nın bazı özel resimlerini kullanma hakkı verildi. Bir kere bir modacı olarak bu danışmanlıktan, profesörlerden, doçentlerden, doktorlardan çok şey öğrendim. Onların bu anlattıklarını hazır giyime dökmem gerekiyor. Heyecanlıyız çünkü çok ciddi bir konu, yıldızların oluşumunu anlatmaya çalışacağız.

Koleksiyonunuzun ismi belli mi?

AstroWinter olabilir, şuan kararsızız.

Pazardan bile olsa çok şık giyinebilirsiniz.

Şık olmak için büyük paralar harcama algısına siz ne diyorsunuz?

Güzel giyinmek bir meziyettir. Para ile elde edilebilecek bir şey değildir, pazardan bile olsa çok şık giyinebilirsiniz. Ama o meziyet yoksa Türkiye’yi yönetseniz yine giyinemezsiniz.

Bir kadının gardırobunda olması gereken en temel 3 parça nedir?

Siyah mutlaka bir şey olmak zorunda, siyah bir takımı olsun. Ayrıca her an dışarı çıktığında üzerine geçirebileceği bir manto, trençkot olabilir. Bir de incisi olsun diyebilirim, kadında inci severim.

Bir erkeğin gardrobunda olması gereken en temel 3 parça nedir?

Erkekler jilet gibi gömlekleri olunca mutlu olabiliyorlar, bir blue Jean ile yürütebiliyorlar. Ama genelde hayatım boyunca karşılaştığım bir şey : “Takımım yok!”. Bir erkeğin bir takımı olmalı. Bir takımı olursa her şeyi kurtarır. Mesela bana aynı şeyleri giydiğimi söylüyorlar. Zurnacı gibi bir ceketim var, çıkarıp çıkarıp onu giyiyorum. Altımdaki pantolon Almanya’da çöpçülerin üşümesinler diye altlarına giydikleri şey. İki tane var, 7 senedir bunları giyiyorum. Tabii arada süsleniyorum.

Herkes tasarımcı olabilir mi?

Tasarım, sonradan öğrenilen bir şey değildir. Allah’ın bir lütfudur. Tasarım bir akort ister, bir matematik ister, bir tefekkül ister.

Sizce Haute Couture mu? Ready-To-Wear (Hazır Giyim)mı?

Allah’ın size lütfetmiş olduğu bu duyguyu siz fayans tasarlayarak da, bahçe düzenleyerek de kusabilirsiniz. İkisinden de hoşlanıyorum. Haute Couture’ün tadı bir başka ama diğerinin hızını ve ulaşılabilirliğini seviyorum. Bir genç kız bugün internet aracılığıyla, hiçbir şeyinize ulaşamıyorsa dahi bir taytınızı alır, sizin tasarımınızı giyer. Bir de modacılık, gönülden gönüle sevginin geçtiği bir hadisedir. Beni sevenler bana geliyorlar, sevmeseler de sevdiriyorum kendimi sonunda.

En çok kimin için tasarlamak isterdiniz?

Eskidendi o. Cher olabilirdi, onu giydirmek isterdim ama şimdi Justin Bieber mı diyeyim? Şuan her projeyi yapmaya hazırım, özel giydirmeyi düşündüğüm kimse olmadı. Gelen kambur olsa hizmetimi veriyorum, görevim herkesi güzelleştirmek. Aman da şunu giydireyim dediğim biri yok.,

Bir sürü salağın arasında oturan o kişi için geldim.

Tasarım okuyan öğrenciler sizce gelecek vadediyor mu?

Her üniversite konferansına şöyle bir teklifle yaklaşıyorum. Mikrofona vurup “Bir sürü salağın arasında oturan o kişi için geldim.” diyorum.

Kızıyorum üniversitedeki arkadaşların kalabalığına. Ama olsun bu kalabalıklar elbet durulacaktır ve doğrular olacaktır, diyorum. Arada şöyle sıkıntılar da var. Mesela hepimiz aynı sıradayız, birinize Rabb’in verdiği büyük meziyet var, öbürünün babası çoktan dükkanın anahtarını hazırladı bile.

Bir tasarımcı olarak sizce Moda Tasarımı bölümü olan üniversitelerde tasarım eğitimi nasıl olmalıdır?

Üniversiteler modacıları konferanslara, söyleşilere getirmek zorundadırlar ve üniversiteler tasarımcı atölyeleri ile beraber olmak zorundadırlar. Öğrenciler Eminönü’ndeki kumaşçılarla muhatap olmak zorundadırlar, çünkü tasarımcılar mesleğini orada öğrenir. Daha çok nefes alan canlı bir performansı içlerine çekmek zorundadırlar. Kopyacılıktan tamamen uzak olmak zorundadırlar. Öğrencilerini iyi tanımak zorundadırlar. Üniversitelere moda bence çok yakışıyor.

Tasarımcılar için üniversite ve kampüs hayatı sizce bu yaratıcılık sürecinde ilham kaynağı olabilir mi?

Ben üniversite okumadım ama oradaki hareketleri gördüğüm zaman olabilir diye düşünüyorum. Her şeyin okulluluk dönemi keyifli ve güzeldir, insan daha başka bir nefes alır.

Okulunu okumadığınız halde böyle başarılı bir modacı olarak moda alanında ‘alaylı’ olarak ilerlemek isteyen öğrencilere ne önerirsiniz?

Bu meslekte çizimi çok kolay öğrenebilirler. Tasarımcıların yanında staj yapabilirler. Ama 3-4 aylık stajla olmaz, uzun süreler geçirerek zaman içerisinde bir şeyler yapabilirler. Çünkü bir kabiliyet alaylı mı alaysız mı diye tartışılıyorsa bu alay konusudur. Geçmişe de günümüze de baktığımızda, sanatın tahsili olabilir evet ama sanat başka bir şeydir. Anadolu’daki kadın takır takır sanatını yapıyor, Afrika’da adamlar boncuklarla inanılmaz şeyler yapıyorlar, ya da bizim yengelerimiz Türkan Şoray kirpiği örgüler örüyorlar. El melekeleri kuvvetli olan insanların modacı olma ihtimali her zaman var. Alaylılara sonuna kadar açığız.

tanju_babacan_akordiyon tanju_babacan_akordiyon tanju_babacan_akordiyon