Röportaj Taylan Kümeli

262

Taylan_Kümeli_sağlıklı_beslenme

 

Röportaj : Fatma İZCİ & Tuğba MIHÇI

Fotoğraf : Mert KENAR

Türkiye’de söz konusu sağlıklı beslenme ise ilk akla gelen isimlerden birisiniz. Oldukça tanınıyorsunuz, peki siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

Çocuksu, heyecanlı, gezmeyi ve seyahat etmeyi seven, fazlaca araştırmacı ve keşfeden kimliği olan bir kadınım. Öyle tanımlarım kendimi.

Gerçek hayatta her şey kitaplarda yazıldığı gibi düzgün oluyor ve işlemiyor. Beslenme ve diyet kitaplarınızda yazılanlar hayatınızın ne kadarıyla içinde?

Ben hepsine uyuyorum. 52 yaşındayım, sadece yılda bir defa botoks yaptırıyorum. Onun dışında her şeyi tamamen sağlıklı beslenerek, spor yaparak, çok suyumu içerek ve doğru yaşayarak yapıyorum. Mesela mümkün olduğu kadar düzgün bir hayatım var. Sabah işe geliyorum, sporumu yapıyorum, sağlıklı besleniyorum, akşam ya evime gidiyorum ya da arkadaşlarımızla beraberiz. Ben çok geç yatılan, çok sigara ve içki içilen, günlük rutinimin dışına çıkacak bir yaşam tarzı benimsemiyorum. Kendimi hep mutlu etmeye çalışıyorum, ruhsal sağlığımı altüst edecek şeylere çok yönelmiyorum. Ben kitabımda yazdığım şeylere inanıp, araştırıp, keşfedip yazdım. Yoksa yapmadığım bir şeyi çok önermem, o yüzden söylediklerim beni yansıtıyor.

Taylan_Kumeli

Taylan Kümeli beslenme söz konusu olduğunda kendini nasıl şımartır? Sınırları var mıdır?

Kendimi şımartmam. Ama tek şımarıklığım şudur; kadınların menstrüel dönemleri öncesinde hepimizde olduğu gibi o tatlı isteği oluyor. O tatlı isteği için evde, pekmezle yapılmış kabak tatlısı şımarıklığımdır. Üzerine kaymak yerine biraz labne peyniri koyup ondan bir parça yerim. Belki ikinci şımarıklığım da ikindi kahvaltılarında ayda bir ya da iki defa yarım simit ve peynir yemektir.

Benim ailemden, genetiğimden gelen diyabet riskimiz var. Yine genetiğimden gelen yoğun bir kanser var. Bu da ne yazık ki hiç kilo almamız gerektiğini vurguluyor bize. Bunun için de şımarmalarımdan biraz uzak tutarım kendimi.  Mümkün olduğu kadar ılımlı yemeğe çalışırım. Benim için şımarmak gezmek olur, kendime kitap almak olur, çok sevdiğim kıyafeti almak olur, öyle şımartırım.

Sağlıklı beslenmek için en temel taşlar nelerdir? En çok nelere dikkat etmek gerekir?

Bir kere öğün atlamamamız gerekir. Ara öğünler, kişilerin günlük koşturması içinde değişen bir olgu, kimine göre 2, kimine göre 3, kimine göre 4 saatte bir yenmeli. Ama ana öğünler hiçbir zaman atlanmamalı. Bizim için bu çok önemli.

İkincisi günde 12 bardak yani 3 litre su içmek çok çok önemli. Hiçbir şekilde yemek yerken acele etmemek, öğünlerinizin keyfine vararak yemek önemli. Günlük fiziksel aktivitenizi hayatınız boyunca yayacağınız bir biçimde yerleştirmek çok önemli. Yani ben sadece Nisan’da başlayıp Temmuz’da bitireceğim bir fiziksel aktiviteye  girmek istemem, bunu da hiçbir zaman önermem. Benim fiziksel aktivitem haftanın 3 günü varsa, o hep devam edecek demektir.

Bir diğer önemli nokta da, bütün besinlerin hepsinden, gerekli oranlarda yemeyi öneriyorum. Sadece sebze yemek, sadece kuru baklagiller yemek, sadece et yemek hiç sağlıklı bir şey değil. Bütün hepsinden belirli oranlarda yemek en doğrusu. Bunlar beslenmenin temel taşları. Sonrasında bireysel özelliklerle devreye giren kişinin genetik özelliklerini, sosyal hayatını, psikolojik yapısını, fiziksel aktivite yetkinliğini, tatlara olan meylini dikkate alarak biz üzerine ilave ediyoruz.

Taylan_Kümeli

 Fast food almak zorunda olsanız bile porsiyon kontrolü yapabilirsiniz.

Biz öğrencilerin hayatı gerek girdiğimiz ortamlar, gerekse ders arası koşuşturma gibi nedenlerle her zaman çok düzenli olmayabiliyor. Peki öğrenciler bu düzensiz hayatın içinde sağlıklı beslenirken nelere dikkat etmeli?

Hayatımda en mutlu olduğum dönemleri düşündüğümde hep öğrencilik dönemlerim aklıma geliyor. Çünkü özgürlüğümü en çok hissettiğim dönem olduğunu algılıyorum. Her ne kadar sınav dönemlerimiz, her ne kadar çalışmayı gerektiren dönemlerimiz olsa da aslında öğrenmek adına bir motivasyonum vardı. Dolayısıyla, motivasyon unsuru çok önemli. Size önerim kendi vücudunuzu sağlıklı kılabilecek şeyleri motivasyon unsuru olarak seçmeniz. Nedir bunlar? “Ben spor yapacağım çünkü bu benim için güzel bir şey, bunu yaptığımda kendimi daha mutlu hissedeceğim” demek mesela. Sağlıklı beslenmede de, fast food almak zorunda olsanız bile porsiyon kontrolü yapabilirsiniz. Bir tane hamburgeri bitirmeyip arkadaşınızla yarı yarıya paylaştığınızda size vereceği zararın yarısını almış olursunuz. Ya da kendinizi disipline edersiniz. Çünkü disipline olmak, sağlıklı beslenmekle çok iç içe olan bir şey. Yurtta da kalsanız, evde de kalsanız, arkadaşınızla bir yeri paylaşsanız bile sabah-öğle-akşam yemeklerinizi  ve yemeniz gerekenleri planlayarak bir sonraki güne başlamanız en doğrusu. Öğrenciyken belirli bir bütçe ile hareket ediyorsunuz, koşullarınızı en iyi bilen sizsiniz. O bütçenin içinde neleri yemeniz gerektiğine siz karar vereceksiniz. 1 kilo elma da alabilirsiniz, patates kızartması da. Tercihlerinizden çok disiplin, vücudunuza öğrettiğiniz porsiyon kontrolü ve motivasyon ile kiloluysanız kilo vermeyi, değilseniz sağlıklı yaşamayı, hayatınızdaki en önemli ve en özgür döneminizi sağlıklı geçirmeyi sağlarsınız. “Öğrenciyim ben, yemeğimi seçemiyorum!” mantığını lütfen benimsemeyin. Bence yanlış bir mantıktır.

Sizin öğrencilik döneminizde beslenmeniz nasıldı?

Ben öğrenciyken gayet fittim, evliydim üstelik, çocuğum vardı. Bir yandan çalışıyordum, bir yandan okuyordum ama hiçbir zaman kilom artmadı. Evime gelip yemeğimi de kendim yapıyordum, o günkü koşullarımızda yardımcım falan yoktu. Sabahın altısında kalkıyordum ama gece yatmadan tüm yemeklerimi planlamış oluyordum. Sizler de onu yapabilirsiniz.

Bir insanın savunduğu fikirlerin beyaz gömlek, siyah pantolon gibi herkesin gardırobunda olup ne zaman giyse güzel olacağı şeyler olması gerekir.

Dukan diyeti gibi akım haline gelmiş diyetler hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çok kızıyorum. Onlar sadece isim değiştirerek dönemsel akıp gidecek olan modalar. Aynı kırmızı pantolon gibi, turuncu bir gömlek gibi. Ama bir insanın savunduğu fikirlerin beyaz gömlek, siyah pantolon gibi herkesin gardırobunda olup ne zaman giyse güzel olacağından emin olduğu şeyler olması gerekir. Bu diyetler herkesi standartlaştıran bir sistemle, sadece ismini değiştirerek, popüler kültürün istediklerini vurgulayarak size duymak istediklerinizi söyler. Atkins diyeti, Dukan oldu mesela. Yumurtayı günde 3 defa yiyin, bir avuç ceviz yiyin, meyveyi yemeyin içinde früktoz var gibi  Bir insanın ismiyle anılan çok doğru diyet programları da var, onlar zaten diyet doğrusu olarak geçer. Bunlar, bütün besin gruplarının kullanıldığı, sadece proteini ön plana çıkartmayıp insanların kişisel özelliklerini vurgulayan programlardır. Bizim kişisel özelliklerimizi bir kenara atmak gibi bir şansımız yoktur. Dolayısıyla bu tarz akımlara çok karşıyım. Bu yeniliğe yahut bir isimle yer bulan akımlara karşı olmak değildir. Ama bunu söyleyen halka mal olmuş insanların konuşurken dikkatli olması lazım.

 Sizin bu sektörde uzun bir kariyeriniz var. Sizinle birlikte uzun yıllardır çalışan modeller var mı?

Var. Ben onlara hep şunu söylüyorum. Onların amaçları vücutlarındaki güzelliği, para kazandıran unsuru yok etmemek. Ama benim onlara önerdiğim şey, istedikleri zayıf olma skalasından çok sağlıklı beslenerek vücutlarını sağlıklı göstermek. Çünkü onları öyle olmaya iten kendilerinin isteği değil aslında, bir sektör var ve sektör onları fotoğraf çekerken, giydirirken, sunarken o bedende görmek istiyor. Ama o insanların amacı belki de o kadar zayıf olmak değil. Bunu yaparken yanlış bir yola sevk etmeden, hiç yedirmeden değil sağlıklı beslendirerek, hayatlarına sporu sokarak, suyu sokarak, içki, sigara ve başka alışkanlıklardan uzak tutarak onları sağlıklı kiloya ulaştırmak amacım. Beraber çalıştığım modeller var, hepsi de çok sözümü dinlerler, gayet de iyiler.

Taylan_Kümeli

İnsan boydan ve enden oluşmaz, insanın beyni de vardır.

Moda bir kadının yeme alışkanlıklarını bile yönetecek kadar hayatımızda önemli bir yere sahip mi sizce?

Bence değil. Benim felsefemi soruyorsanız, ben insanın 3 boyutlu olduğuna inanıyorum. İnsan boydan ve enden oluşmaz, insanın beyni de vardır. İnsanın derinliği olmalıdır, derinlik insanı güzel kılandır. Ben mesleğim gereği insanların boyları ve kiloları ile uğraşıyorum ama burada hepsine özellikle de gençlere söylediğim başka bir şey var. Kendinizi doldurun, kendinize başka pencereler açın. Sizin yapacağınız en doğru zayıflık, beyninizin içindekileri ve hayata bakışınızı arttırarak o doygunlukla yanlış yemeklerden uzak oluşunuzdur. Bir insanın modası 36 beden giymesi, baseninin 90 cm olması falan değildir. Bir insanın gerçekten güzelliği beyninin doluluğudur. Oturup konuştuğunuz zaman Kafka’nın kim olduğunu bilmesidir, Martin Scorsese’yi bilmesidir, Abasıyanık’ı bilmesidir. Bir şair ismi söylediğiniz zaman “o kim ya?” diyen insan benim için çok zayıf bir insandır ama beyince zayıftır.

Hayat sadece onların ulaşmaya çalıştıkları kilo baremi değil.

Sizce sizi alanınızda bu kadar başarılı yapan nedir?

Bir beslenme uzmanı olarak belki de bu yüzden bu kadar başarılı olduğuma inanıyorum, buraya müracaat eden insanların hepsinin önce hayata nasıl baktıkları ile ilgili sorgulamalar yapıyorum. Hayat sadece onların ulaşmaya çalıştıkları kilo baremi değil. Tabii ki o kilo baremine gelirken sağlıklarına ulaşıyorlar ama o baremin içini doldurdukları pencereler, bilgi dağarcıkları ne? Yoksa sadece iki rakama takılı olarak mı yaşayacaklar hayatları boyunca? Öyle olmadığı zaman insanlar kilo vermeyi başarıyorlar, takmıyorlar kilolarını. Sen 10 kilo vereceksen onu vermenin yolu bilimsel olarak budur, bu adımları izleyeceksin. Ama bunu yaparken sadece benim kilom kaç demeyeceksin, o günkü konserine gideceksin, iki tane kitabını okuyacaksın, etrafta var olan güncel hayatı izleyeceksin, insanlarla sohbet edeceksin.

“Yeme olayı çok fazla obsesyonik hale getirildiği takdirde, kilolar kişinin kendisine geri döner” söylemi doğru mudur sizce?

Tabii ki. Otoreksiya dediğimiz bir takıntı durumu var. Kişi sürekli olarak kendisinin kilo vermesini düşünüyor; başka hiçbir şey düşünmüyor. Sağlıklı besleniyorum zannediyor. “Aman şunun içinde şeker var mıdır, bunun içinde elma var mıdır?” Yok böyle bir şey! Ben evde haftalık programımı  yaparım, evdeki arkadaşlarımıza veririm. Onlar alışverişlerini yaparlar. O alışverişin yerleştirilişini kontrol ederim. O günkü yemeği sabahtan tekrardan konuşuruz. Akşam evde olup olmayacağımızı söylerim. Ondan sonra evde beslenmeyle ilgili konuşulmaz. Bir kere konuşulur.

Sağlıklı beslenmek  hayatınızın içine geçirip, etrafınızı rahatsız etmediğiniz bir sistemdir. Diğer türlü takıntılı, kendinden emin olmayan; sürekli etrafa ahkam kesen biri haline gelirsiniz. O da çok yanlış olur.

“Yeme!” çocuğa söylenebilecek dünyanın en kötü kelimesidir.

Gençler bazen  model ve ünlü kişilere özenerek  bürünmek istedikleri  idol modeli yaratmak ve kendilerinde uygulamak için kendi bedenlerine zarar veriyorlar. Bu durum negatif sonuçlar doğurabiliyor. Anoreksiya Nervoza gibi, Bulimia gibi hastalıklara yakalanabiliyorlar. Sizce bunun altında yatan neden nedir?

Anoreksiya  ya da Bulimia özellikle kız çocuklarında ortaya çıkıyor. Çünkü anne figürü burada çok önemli. Anne kendisinin olamadığı vücut yapısını, kendi kız çocuğunda  görmek istiyor. Ve kızına sürekli yemek yememesi yönünde söylemde bulunuyor. “Yeme!” çocuğa söylenebilecek dünyanın en kötü kelimesidir. Bunun yerine ona model olmak, doğru beslenmeyi kendisinin yediği tarzda  göstererek yedirmek lazım. Dışarı çıktığında da ona asla müdahale etmeyip, birkaç kere dışarıda birlikte yemek yiyip ,arkadaşlarıyla birlikteyken de onu rahatsız etmeyecek şekilde neler yediğini gözlemleyip ona hayatı yemek üzerine kurgulamamasını öğretmek lazım.

“Bak işte Ayşe ne kadar zayıf, sen sürekli yiyorsun. Hep görüyorum ben senin odandan yiyecek poşetleri  topluyorum “ Böyle şeyler çok yanlış. Doğru düzgün bir sofra hazırlayıp, birlikte sofraya oturup yemediğini gördüğünüzde de “Neden yemiyorsun canım sevmiyor musun?”  deyip, eğer  kendine ayrıca fast food ısmarlayacaksa da onunla birlikte fast food söyleyip birlikte yiyerek ve porsiyonu nasıl küçültülerek yenilebileceğini göstermek lazım. Hayır yoktur. Başka şeylere yönlendirmek vardır. Alternatif oluşturmak vardır. Yani buna yönlendiren sadece modeller, sadece  televizyon, sadece basın değil. Aile içinde de çok dikkat edilmeli.

Sizin hayatınızda kilo problemi yaşadığınız bir dönem oldu mu?

Oldu tabii. Zekeriyaköye taşındığımız bir dönem vardı. Orada bir video çekildi.Ertesi günü ben  seyrederken  “Aaaa kim bu kadın?” dedim. Baktım ki başka birisi yürüyor. Ben değilim o. Sonra kendimi sorguladım. Neden böyle gözüküyorum. Sonra baktım ki ben uzun süredir tartılmıyorum.  O dönemde ailemizle ilgili bir problem vardı. Bir de Zekeriyaköy şehrin dışında olduğu için evin içindeydik sürekli, arkadaşlarımız dışarıdan geliyordu. Baktım ki fakında olmadan biz yiyoruz içiyoruz sürekli .

Ben şu anda  54.6 ile 57 arasında gidip geliyorum. O dönemde benim çıktığım kilo 64-66 falan. Ben yuvarlak bir kadınım. İnce kemikli olduğum için çok çabuk kiloyu gösteren bir yapım var. Ölüyorum zannettim. Ondan sonra tabii bir buçuk iki ayda verdim. Ama doğumlarımda çok genç yaşta anne  olduğum için, birisi 19,birisi 23, ikisinde de dokuz kilo aldım ve hemen verdim.

Şimdi de bu kadar dikkat etmemin nedeni eşimdir. Eşim bu konuda çok titiz.Bir gram aldığım zaman fark eder ve söyler. Bu da çok güzel bir şey bence. Hiç üzmeden, kırmadan,nazik bir şekilde belirtir.

Gezi eylemlerinden sonra ben üniversite öğrencilerine daha çok saygı duymaya başladım.

Siz üniversite öğrencilerini  kilo, beslenme, sağlıklı yaşam konularında  nasıl gözlemliyorsunuz?

Gezi eylemlerinden sonra ben üniversite öğrencilerine daha çok saygı duymaya başladım. Çünkü o yaştaki gençler kendi istediğine odaklanıp ulaşmak için doğru hareket eden bir yapıya sahip. Seçiciler, bireyselliklerini n farkındalar. Dolayısıyla beslenme konusunda da öyleler. Eğer doğru beslenmek istiyorlarsa ve bunun kendileri için faydalı olacağına inanıyorlarsa yapabilirler. Çok bilinçsiz değiller. Yani eskisi kadar çok fast food düşkünü, çok şişman üniversite öğrencisi görmüyorum.

Herkese de cevap verebildiklerini düşünüyorum. Biz ne derdik  “bir şey bilmezler, başlarını bilgisayardan kaldırmazlar, seslerini çıkarmazlar, apolitik oldular”. Ama yok öyle değilsiniz, öyle de olmayın zaten. Çok takdir ettim.

Son olarak üniversite öğrencilerine iletmek istediğiniz mesaj var mı?

Apolitik olmasınlar. Apolitik olmazlarsa doğru beslenirler. Bu ne demek biliyor musunuz? Doğru bakarlar hayata. Her zaman keşfetmek için, araştırmak için, öğrenmek için uğraşırlar.Dünyadaki en büyük yatırım; insanın kendisine yaptığı yatırımdır. Okumaktır, seyahat etmektir, öğrenmektir, insanlarla doğru iletişim kurmaktır. Bence böyle olsunlar. Sosyal olsunlar. En doğrusu önce gerçek insan olmak, hayatın tam içinde olmak…

Taylan_Kumeli_saglikli_beslenmeTaylan_Kumeli_roportaj