Sanatçıları Anlatan 5 Film

260

Sanatçı Beğenilmeyi Değil Anlaşılmayı Seçendir

Kitleleri bambaşka fikirlere, yaşamlara, hislere sürüklemiş insanlar dünyanın bakış  açılarını ve giyim zevklerini nasıl etkilemiş? ”Sanatçı beğenilmeyi  değil,anlaşılmayı seçendir” cümlesinden  yola çıkarak 5 tane film  eşliğinde size 5 sanatçının hayatını ve dünyaya, -filmleri izlerken de göreceğiniz üzere- modaya da nasıl izler bıraktığını anlattık. Başlayalım:

1-Charles Dickens
Charles_Dickens_The_Invisible_woman
”En mükemmel hikayesi asla söyleyemeyeceği hikayesiydi…” diyerek bize  ”Vay be…” dedirtiyor. Bahsedilen kişi Charles Dickens. Filmin adı ”The Invisible Woman”. Filmin  konusu da bu dünyaca ünlü İngiliz yazarın evliyken tanıştığı ve kimselerin bilmediği sevgilisi. Kız tam bir tatlış yani (Felicity Jones). Dickens  kızla tam şöhret olduğu, -yeni transfer olup Atatürk Havaalanına indiğinde taraftar ordusu tarafından karşılanan futbolcular gibi- ne zaman dışarı  çıksa etrafını kalabalıkların sardığı bir dönemde tanışıyor. Bu kızcağız ölene kadar Charles Dickens’ın gizli sevgilisi olarak  kalıyor. Gizli de olsa ölene kadar birbirlerinin sevgilisi olarak  kalabilmişler… Hayret çünkü sanatçılarda ”Sonsuza dek birbirlerinin mutsuzluğu olma” durumu tarihte de çokça karşımıza çıkan bir  şey. ”Hakkında hayırlısı olsun” deyip yollarını ayırmamışlar. Ha bir de arada yaş farkı söz konusu tıpkı Lucien ile Abdülhak Hamit Tarhan gibi. Charles kendine özgü saç sakal kesimine sahip ve tam bir İngiliz  gibi giyinen bir beyefendi. Bakalım siz ne düşüneceksiniz.

2-Igor Stravinsky

 20. yüzyıla en çok etki eden müzisyen olarak ve gelmiş en iyi klasik müzik  bestekarlarından biri olarak gösterilen bir kişi Igor Stravinksy. Coco Chanel ile aralarında bir şeyler geçiyor, bir dönem Coco’nun yazlığında vakit geçiriyorlar. Öyle büyük bir aşk değil. ”Çıkmadık, sadece bir süre takıldık hani, anladın mı? Ona karşı bir şey hissetmedim, şuramda bir  şeyler atmadı yani.” cümlesinin karşılığı olmuşlar birbirleri  için. Igor’un eşi ve dört çocuğu varken, Coco’nun da sevgilisi dünya  savaşında ölmüşken yaşanıyor ikisi arasındakiler. Her zaman büyük bir aşk mı olacak yani, bazen de olmuyor. Sanki bir ara ”Dünya nasıl bir yer ya?  İnsanlar nasıl insanlar ya? Neredeyiz biz, napıyoruz?” derken  birbirlerine eşlik etmişler diyebiliriz. Igor giyiminde sadeliği tercih  eden, smokin-takım elbiseden vazgeçmeyen bir müzisyen. Tutku arayanlara tavsiye etmesek de ”Igor Stravinsky & Coco Chanel” filminin hoş görüntüler içeren bir film olduğu kesin.

3-Andy Kaufman

man-on-the-moon-1999-11-g

​Bir yazar ve bir müzisyenden sonra bir komedyenle yazımıza devam  ediyoruz. Filmin adı ”Man On The Moon”. R.E.M. adlı rock grubunun Andy Kaufman adına yazdığı şarkıdan alıntı. Gözleri felfecir okuyan, enteresanlık ve absürdlüğün vücut bulmuş hali olan biri kendisi. Hani gerçekten bu cümle birçok kişi için birçok durumda kullanılmıştır ama bu cümleyi her şeyiyle, bütün  anlamıyla Andy Kaufman hakediyordur bana kalırsa. Komedyen diyoruz  ama, komedyenliğe neleri sığdırmamış ki… Bazen hiçbir şey söylemeden  sahnede öylece durmuş, bazen gelmiş sahnenin ortasına yatıp uyumuş, bazen  sahnede herkesin bildiği bir kitabı ”Geçenlerde bir kitap okudum, çok  beğendim” diyerek sahnede baştan sona okumuş. Sahnede insanlarla  dövüşmüş, sadece kendisinin katıldığı dövüş turnuvasında kendini birinci  ilan etmiş, seyircilere yiyecek dağıtmış. İnsanların kendini  beğenmişliğini, entellektüel olma çabalarını nasıl eleştirirsiniz?  Twitter’a ”İnsanlar entellektüel olmaya çalışıyor.”  yazabilirsiniz, kendini beğenmiş bir karakter ortaya çıkarıp film  çekebilirsiniz, kitap yazabilirsiniz. Bunlar defalarca yapıldı ve  yapılıyor. Ama şimdiye kadar bu kadar anlamlı bir eleştiri yapabilen  olmamıştır bana kalırsa. Gerçeğin en vurucusu tokat gibi olanıdır, en  kısa yoldan anlaşılanı da kelimeleri kifayetsiz bırakanı da.”Hahah enteresanmış, izleyelim abi eğleniriz” diyenleri de filmin bir dram  filmi olduğu konusunda uyaralım. Andy giyiminde aynı modeldeki farklı renkleri tercih etmiş. Ve boynundaki aksesuar da ”Bu Andy” denebilecek  bir ayrıntı.

4-Salvador Dalí

 Size iki saat boyunca bir dahinin aşığı olacaksınız desem ne yaparsınız?  Peki ya 8 yıl boyunca bir dahiye duyduğu aşkın karşılıksız olduğunu sanan, eşcinsel olduğunu açıkladığı için öldürülen şair ve aktivist Lorca olacaksınız desem? ”Sıradan olmayan her şeyi olacağım ben, eğer birileri beni hatırlayacaksa hayatta da sanatta da her şeyde de uçlara gitmeliyim”. Edebiyat ve felsefe  derslerinde tanışılan Salvador Dali’nin sürrealist bir ressam olarak  bilinmesinden ziyade, hayatına, yüreğinin derinliklerinde yatanlara konuk  oluyoruz. Resimlerinde sunduğu isyandan yola çıkarak onunla aynı adımları  atıyor, çektiği zorlukları çekiyor, ikilemlerini yaşarken ona eşlik  ediyoruz Little Ashes filminde. Lorca’nın hayatı boyunca unutamayacağı, unutmayacağı ve üzerinde derin izler bırakmış bir aşk Dali’ye duyduğu aşk. Dali’nin Hayır’ı ise dünyanın en acı  hayır’ı: içinde derin bir sevgi yatan bir hayır. Kimileri ait olduğu  kimliğe, hayata, insana duyduğu özlemle ömür boyu içinde küllerle yaşar ve her rüzgar estiğinde tutuşur bu küller, asla da sönmezler. İşte bu  külleri yüreğinde taşıyan biri şair biri ressam iki adamın hikayesi  Little Ashes. Bu arada filmin ismi Lorca’nın Dali’ye yazdığı satırlardan  geliyor. Bu filmden sonra Dali’nin tablolarına çok daha farklı  bakacaksınız.

5-Ömer Hayyam

Biraz hayal kurmanın sakıncası yok bence…