Televizyon Dünyasının Modaya Etkisi

257

Son zamanlarda tek tıkla televizyondaki bir imajı elde edebiliyoruz. Peki insanlar tıklayamazken ne yapıyorlardı?

Merak ettim, sordum. Hiçbir şey yapmıyorlarmış. Sanırım biraz daha bilinçlilermiş moda konusunda. Kendilerine yakışanı ve yakışmayanı ayırt edip “taklit” ediyorlarmış. Ve modayı o dönemlerde televizyondan  takip ediyorlarmış.  Ben de düşündüm, geçmişten günümüze televizyon ve sinema dünyası modaya nasıl yön vermiş ve yön veriyor diye. İşte bu yazı tam da bununla ilgili.

goethe_Young_werther

Televizyondan önce kitaplar vardı. Bunu duyduğumda çok şaşırmıştım ama düşününce de ne yapacaklardı yani dedim. Duymayan var mıdır bilmiyorum Goethe’nin ölümsüz eseri “Genç Werther’in Acıları”nı. Peki ya modaya yön verdiğini söylesem? Goethe 25 yaşındayken yazdığı bu iç karartıcı roman ile bir moda ikonu yaratmış. Öyle ki buna “salgın” denmiş. Werther gibi sarı pantolon, sarı yelek ve mavi ceket giyiyormuş erkekler. Hatta Werther fincanı, Werther demliği, sürahisi, bisküvisi varmış. Bunu Almanya’da intihar vakaları takip edince bir süre yasaklanmış kitap. Şu an akıbeti nedir hiç bilmiyorum. Bi yandan da okur yazarlık oranını sorgulatan bir popüler kültür meselesi aynı zamanda sanırım bu durum. Ne dersiniz?

Grace_Kelly_Audrey Hepburn

Aynı yıl doğan iki güzel kadın Grace Kelly ve Audrey Hepburn. Sinema kariyerlerine adım attıkları anda popüler oldular ve her ikisi de birer moda ikonu haline geldi. “Breakfast At Tiffany’s” 1961’de vizyona girdiğinde güzelliğiyle olduğu kadar asaleti -tabii ki o siyah elbisesiyle- Audrey Hepburn bir stil ikonuydu ve yüzyıllara referans olacağından habersizdi. Bu büyüleyici dünyaya daha önce atlayan güzel Grace Kelly aldığı altın küreler ve Monaco prensesi ünvanıyla hem oyunculuğuyla hem de zarafeti ile göz dolduruyordu. Kim istemezdi ki bir prenses gibi giyinmeyi.

twiggy

Moda dünyasını kocaman gözleri, kısacık saçları ve sıska bedeniyle sarsan kadını şüphesiz benim jenerasyonum pek tanımıyordur. Lakin o dönemin yazılı basınında “The Face of 1966” ünvanına layık görülen sevgili Twiggy, bugün sıfır beden modasının tek suçlusudur. Moda dünyasına sıska olma kavramını sokan ve zayıf kadınların daha çekici olduğu algısını oluşturan kadın. Ne var ki kocaman gözleri ve kısacık saçları da moda ikonu olması için yeterliydi.

4-1

70’lerde televizyon dizileri almış başını gidiyordu. Sayılı evde var olduğunu bildğimiz televizyon başında toplanan genç kızların tek hayali bir “melek” olmaktı. Farah Fawcett, saçlarıyla döneme damgasını vurmuş, “Charlie’nin Melekleri”nde oynadığı Jill Munroe karakteriyle erkeklerin rüyasını süsleyen, kadınların da kuaför önlerinde kuyruk olup “Farah Fawcett saçı istiyorum” diye çığlıklar atmasına sebep olan dönemin moda ikonlarından.

love_story

Yine aynı dönem sinema salonları zengin oğlan ile fakir kızın aşkını izlemek, belki aradığı aşkı hayal etmek, belki de birkaç stil önerisi kapmak için koşturan kadınlar ve genç kızlarla dolup taşıyordu. “Love Story” başrollerini Ali McGraw ve Ryan O’Neal in oynadığı, Harvard’lı hukuk öğrencisi zengin delikanlı ile, Radcliff Koleji’nde müzik okuyan fakir kızın aşk hikayesini anlatan bir aşk filmi. Lakin bu Harvard’lı genç tam bir “kolejli” imajıyla genç kızların gönlünü fethederken erkeklerin de fitilli kadife ile balık sırtı desenli ceketler giymesine ön ayak olmuş o dönemde.

belgin_doruk

Söylemeden geçemeyeceğim bir ikon da şüphesiz Belgin Doruk. Türk sinemasında Audrey Hepburn havası estirmekle kalmamış, kadınları göz kalemini “Belgin Doruk beni” yapmak için kullanmaya itmiş. Onun gibi giyinen ve etrafta “Küçük Hanımefendi” filminden fırlamışcasına gezinen kadınlar bence Belgin Doruk’un da bir moda ikonu olduğunun göstergesi.

carrie_bradshaw

Günümüz televizyon kültürü biraz daha gelişkin malum. Bu nedenle de insanların giyim kuşamında daha etkili. “Sex and The City” dediğimde aklınıza ilk gelen kelime nedir desem? “MODAAAA” diye bağırırsınız. Carrie Bradshaw karakterinin ayrı, Sarah Jessica Parker’ın ayrı bir moda ikonu haline geldiği şehirli kadın nasıl giyinmeli sorusunun cevabı resmen dizi. Abartılı kürkleri, gece kıyafetlerinin gündüz kullanımını meşrulaştıran, moda dünyasına pek çok artılar katan bir dizidir kendisi.

91

Gossip Girl, şımarık kolejli kızların, özenti taşra gençlerinin, asi delikanlıların, güzel kızların, yakışıklı oğlanların boy gösterdiği muhteşem dizi. Ergenliğimin mihenk taşıdır. Kabul etmeliyim ki “Chuck Bass” kadar iddialı ve iyi giyinen bir adam olmak istemedim değil o dönemde. Türkiye’de de yapılmaya çalışıldı ama… Neyse.

101

Medcezir ulusal kanallarda izlediğim neredeyse tek dizi. Mira’nın asi, cool kız havası, Eylül’ün şımarık moda ikonu halleri, Yaman’ın sert tavrını yansıtan tarzı, Mert’in çocuksu şıklığı… Daha sayılır aslında. “The O.C.” adlı diziden uyarlama olmasına rağmen Türk televizyonlarına başarıyla uyarlandığını inkar etmeyelim. Bununla beraber daha ulaşılabilir oldukları için Türkiye’de giyim kuşama da kuşkusuz etkileri büyük.

111

“Mad Men” televizyon dünyasına 1920 şıklığını taşıyan efsane dizi. İzliyor muyum? Hayır. Ama January Jones sayesinde balık etli kadın yeniden podyuma taşındı. Şişmanlar kendileriyle barıştı, retro mu vintage mı tartışmaları gündeme oturdu ve moda dünyası 1920’lerin şıklığıyla yeniden canlandı.

Yıllar geçti, dönemler değişti, moda kendini zaman zaman tekrar etti. Ama değişmeyen bir şey varsa insanlar giyinmekten vazgeçmedi ve hep daha iyisini verdi. Ben takip etmiyorum dese de pek çoğumuz, popüler kültür hayatımızın hep bir parçası oldu. Televizyon da bu popüler kültürün yansıması aslında. Yine de ne kadar az izlerseniz o kadar iyi galiba.

Keyifli haftalar 🙂