Üniversiteye Yeni Başlayanlar İçin Kulüpçülük Kültürü

224

Üniversitenin ilk yılını tamamlayan ama kariyerine yönelik istediği üniversite hayatını henüz tam anlamıyla yaşayamamış olan çiçeği burnunda üniversiteliler için tencerenin yuvarlanıp kapağını bulacağı bir yazı birazdan okuyacağınız. Aslında tüm üniversite öğrencilerine yönelik diyebilirim; bir sonraki dönem başlayacak olanlara motivasyon, son senesine girenlere de köprüden önce son çıkış niteliğinde. Yazının başlığından da anlayabileceğiniz gibi “kulüpçülüğü” kariyer çerçevesinden bakarak ele almaya çalışacağım.

Yazıya başlamadan önce kulüpçülüğün kendimce tanımını yapmak istiyorum. Kulüpçülük öncelikle üniversitede bir ailen daha olduğunu bilmek demektir, ajanda sahibi olmak ve onsuz asla yaşayamamaktır, planlı programlı olmak 7/24 saate ve takvime bakarak konuşmaktır, okulda tanı(ya)madığın kişilerin selamına karşılık vermektir, isim hafızanı güçlendirmek için B vitaminlerine sarılmaktır, her zaman bir B planı yapmayı kendine alışkanlık edinmektir, hızlı yürümeyi öğrenmek demektir, kendine kalan nadir bulunan boş bir zamanın hakkını en iyi şekilde vermeyi bilmektir. Tek bir cümlede virgüllerin ardı arkası kesilemediğinden de anlaşılacağı üzere, kulüpçülük bir insanın hayatına tahmin ettiğinden çok daha fazla şey katması demektir! Özetle; kulüpçülük harcanan emeğin değerini bilmek demektir.

Kulüpçülük karşılık beklemeden bolca fedakârlıkla başarılan, kendinden çok şey katman gereken bir oluşum. İlk cümlede bahsi geçen karşılığın ne olduğunun o sıralarda farkına varılmıyor ama üniversite yıllarında kulüp ile yapılanların insanı ne denli geliştirdiği iş hayatına adım atılan ilk senelerde fark ediliyor.

universiteye-yeni-baslayanlar-icin-kulupculuk-kulturu-umblog-umb-blog

İş hayatı ve kariyer odaklı bir yazı olduğundan profesyonel hayatta kulüpçülüğün değerine; kulüpçülüğün kişiye kazandıracağı iki temel katkıyı göz önünde bulundurarak değinmek istiyorum. Birincisi kişisel gelişime olan katkısı, diğeri de “network” katkısı.

Kulüpçülükte, yıllar geçtikçe o kulübün geniş ailesinin bir parçası oluyorsunuz. Aidiyet hissi, güçlü bir motivasyon kaynağı. Karşılaştığınız güçlüklerde, her zaman size destek olacağını bildiğiniz birilerinin var olması, kişiye takım ruhu bilincini yerleştiriyor. Kişinin, sadece bireysel değil, takım olarak da güçlüklerin üstesinden gelebiliyor olması demek, aranan o ideal “ekip çalışmasına yatkın” birey olması demek.

Bir diğer konu ise zaman yönetimi. Tüm bir yılı planlamak; hafta hafta, gün gün, hatta saat saat program yapmak, öğrenciyken pek alışkın olmadığımız bir eylem. Sonucu tüm bir ekibi etkileyecek durumlarda, omuzlarımızdaki sorumluluk çok fazla olduğundan ister istemez programlı olup planlı ilerlemeyi öğreniyoruz. Bu sebeple planlı programlı olmayı, zamanı yönetmeyi öğrenmek açısından da kulüpçülüğün kişinin gelişimine büyük katkı sağladığı yadsınamaz bir gerçek.

Bir diğer konu da kendine güven. İş hayatından çok spesifik bir örnekle açıklayacağım: Sunum yapmaktan korkmamak. Derslerde sunumlardan (bir şekilde- bir yere kadar) kaçabilirsiniz ama kulüpçülükte sunumdan kaçılamıyor. Bir günde birden fazla sunum yapmanız gerekebilir, sunum yaptığınız kişi sayısı bir de olabilir bin de! Kişi, öğrencilik yıllarında hata yapmaktan korkmadığı zaman ilerleme kaydediyor ve sunum yapa yapa alışıyor, dolayısıyla kendine güveni de bu sayede artıyor. Üniversitede kimsenin sizden profesyonellik beklemediği amatörce yaptığınız sunumda hata yaparak doğrusunu hızlıca öğrenip aynı hatayı tekrarlamamak mı yoksa hata yapıp doğrusunu öğrenmeye fırsat bulamadan mezun olup iş hayatında profesyonellik beklenen sunumda hata yapıp doğrusunu mecburen öğrenmek mi?

Gelelim iletişim ve bağlantılar kısmına… Liseden sonra üniversite hayatının getirdiği özgürlüğün ve birey olma hissinin verdiği duyguyla değişimler yaşamak, yeni insanlar tanımak, farklı ortamlara girmek kaçınılmaz. Bunların en yoğun yaşanabileceği yer yine; öğrenci kulüpleri. Kulüplerde kendinizden farklı onlarca insan tanıyorsunuz ve bu, mezun olduktan sonra iş hayatında karşınıza çıkabilecek kişilerle kuracağınız ilişkilerin bir nevi demosu oluyor. Onlarca farklı yüz, onlarca farklı karakter, onlarca farklı hikâye… İş hayatında karşılaşacağınız bu insanlarla kuracağınız ilişkilerde dikkat etmeniz gerekenleri kulüpçülük yaparken elde ettiğiniz “insan ilişkileri tecrübeleriniz” sayesinde yine kulüpçülükte öğreniyorsunuz. Kişi, kulübüyle dış dünyanın iletişim köprüsü görevini üstlendiğinden, elde ettiği bağlantıların, kurduğu ikili ilişkilerin ileriki hayatında da devam etmesi kaçınılmaz. Ayrıca kulüp içi arkadaşlıklar, mezun olduktan sonra da devam edecek, sizlere farklı kapıların açılmasını sağlayabilecektir.

Neye ilginin daha fazla olduğunu, hangi konuda başarılı olduğunu, neyi hiç yapmaman gerektiğini; kısacası neyi iyi neyi kötü yaptığını en erken görebildiğin yer de kulüplerdir. İnsanın ne yapmaması gerektiğini mezun olduktan sonra öğrenmesi zaman kayıplarının en hüsran verici olanıdır. Geç kalmadan neyi gerçekten istediğini anlayabilmek muazzam bir fırsat. Ve bu fırsat da kulüplerde aktif olarak yakalanabilir.

Demem o ki; bir sonraki dönem için vakit kaybetmeden okullarınızdaki öğrenci kulüplerini iyice araştırın, en çok ilginizi çekenleri, kariyeriniz için en faydalı olacağını düşündüğünüz kulüpleri keşfe çıkın, okul başlar başlamaz mutlaka kaydolun ve onların sizi aramasını beklemeden kendinizi hep hatırlatın. Unutmayın ki tüm öğrenci kulüplerinin -adı üstünde öğrenci!- siz öğrencilere kapıları her zaman açık; herkese yetecek kadar iş, sevgi ve arkadaşlık kulüplerin bünyesinde mevcut.