Yozlaşmaya Karşı: Medya ve Edebiyat İlişkisi

411

Modern toplum düzeninde medya ve onun ilgili branşları toplum sağduyusunu belirlemede önemli paya sahiptir. Bu pay kimi çevreler için bir tehdit unsuru olarak görülürken bazı çevreler içinse varoluşlarının garantisidir. Medyanın bu derece güçlü bir yelpaze oluşunda edebiyatın katkısı kuşkusuz yadsınamaz; öyle ki, medya sektörü içinden yazımı ve yazınsal metinleri çıkardık mı medya sadece kuru bir fon müziğinden başka bir şey değildir. Ancak ne yazık ki, medya son on-on beş yılda büyük ortağı olan edebiyatın hissesini azaltmaya başladı ve bu durum medya sektöründe belli başlı bozulmaların habercisi olarak karşımıza çıkıyor.
Medya sektörünün belkemiği ve kitle iletişim aracı olarak televizyon- genç ve dinamik rakiplerine rağmen- halen talep ediliyor ve günden güne gelişiyor. Ancak bu gelişme her ne kadar dışarıdan göz alıcı gözükse de yazınsal kültürün öneminin göz ardı edilmesi ile birlikte genel içerik anlamında yozlaştığı bir gerçek. Bugün birçok televizyon programı içerikleri bazında toplumumuzu ülküsel hedeflerine ulaştıracak etmenlerden uzak. Sadece izlenme oranlarının fazla olması dolayısıyla kanal akışına konulan bu programlar toplumumuzun manevi değerlerini zedelemekte ve benliklerini unutturucu bir sonuca neden olmaktadır. Evlilik ve eşlerin bir arada katıldığı eğlence programları bunlara örnek gösterilebilir. Toplumumuzda gerçek anlamının dışında da aşağılama olarak kullanılan kelimeler bu tip programlarda gerçek öznesine kavuşmaktadır. Bundan daha da kötüsü, eşlerin belli bir ödül için girmeyeceği kılık, yapmayacağı şaklabanlık kalmamasıdır, bu programlar içerik bazında nitelikten uzak oluşunu bir kenara, toplumuzda aile kavramına kalıcı zararlar verecek mikroplar barındırmaktadır.
Televizyon sektöründe yazınsal kültürün azalmasıyla beraber görsel temaların ön plana çıktığı inkar edilemez. İnsanlardaki görsel hafızanın, onların önyargılarının şekillenmesindeki değer oranının yüksekliğini göz önüne alırsak görsellik ve makyaj daha da önem verilmesi gereken bir noktaya ulaşıyor. Ne yazık ki, bu faktöre gereğinden fazla önem verilmesi, sunucu seçimleri üzerindeki kıstasları değiştiriyor ve yeni bir yozlaşmaya yol açıyor. Bugün devlet televizyonları hariç birçok özel kanalda mankenlik ve oyunculuk gibi branşlarda fiziksel avantajları sayesinde sivrilen birçok kişi televizyon sektörünün gözbebeği haline gelmiştir. Medyanın talep ettiği niteliklerden uzak olmaları; dahası diksiyon, sahne duruşu ve sunuş tekniklerinde sorunlar yaşanması gündemin halka aktarımında iletişim sorunları ve tartışma programlarında da kısır bir hava yaratıyor. Sunuculuk –bir futbol tabiriyle- tam bir on numara mesleğidir. Sunucular diğer ekip arkadaşlarıyla iyi iletişimde olup maç kurtarabilen ve meziyetleriyle fark yaratan medyacılardır.
Televizyonun ve internetin başını çektiği kitle iletişim araçları çoklu yönden hayatımızın değişmez parçası oldukları kadar ihtiva ettikleri içeriklerle ve sunuş biçimleriyle kültür seviyesinin en önemli göstergesi. Son yıllarda ortaya çıkan reyting elde etme tutkusu ve görsellik ve medyatiklik edebiyatın medya üzerindeki hâkimiyetine zarar veriyor. Sözün kısası, her şeye karşı medya eşittir edebiyat diyebilmek için milli bir sağduyuya ve disiplinler arası çalışmalara fazlasıyla ihtiyaç var.